Sidebar

23
Pzt, Eki

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ülkemizde bir çok kişi için günden güne yabancılaşan ve bir o kadar da özlem duyulan​ bir günü ifade ediyor. Ya da her yıl dünyada basın özgürlüğü konusunda kaç sıra daha gerilediğimize ilişkin açıklamaları akla getiriyor. Oysa sadece bir söz ya da istatistik değil, hele ki dört duvar arasına hapsedilenler ve onların yakınları için hiç değil. Basın özgürlüğünün demokrasi için, insan haklarının tanındığı bir düzen için ön koşul olduğunu hep söyledik. Tutuklu gazetecilerle, yargılanan gazetecilerle, kalemi makinesi elinden alınan gazetecilerle Türkiye'de yaşayan her yurttaşın da söz hakkı bir kısıtlanmış oluyor.

Bu ülkede "kahrolsun insan hakları" pankartı taşıyanlara da tanıklık ettik, "sözde insan hakları savunucuları" diyenlere de. Geldiğimiz noktada "sözde insan hakkı" dahi yok, OHAL var, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise askıda.

​Biliyoruz bir gün bu topraklarda güzel günler yaşanacak, umudu her zaman diri tutacağız, filizleri yeşil tutmak için gayret edeceğiz.

Bir sözümüz de meslektaşlarımıza ve meslek örgütlerine, gazetecilik savcılara değil, tarihe tanıklık etmektir. Gazeteci kamuyu ilgilendiren konuları haberlerinde anlatır. Meslek örgütleri ise baskıların bu denli arttığı bir dönemde en az iktidar kadar cüretkar olmalı, statükolara değil özgürlüklere sahip çıkmalıdır.

Biz bu anlayışla hapishanelerdeki meslektaşlarımıza yönelik tecrit uygulamalarını kabul edilemez bulduğumuzu, hepsinin bir an önce serbest bırakılmasını istediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Basın kuruluşlarının kapatılmadığı, gazetecilerin baskıya maruz kalmadığı bir ülke için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.