Sidebar

23
Pzt, Eki

Cumhuriyet Gazetesi Davası 24 Temmuz Pazartesi günü Çağlayan Adliyesi’nde görülmeye başlandı. Aralarında gazeteciler ve Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yöneticilerinin bulunduğu 17 kişi 260 günü aşan tutukluluk sonrası Basın Bayramı’yla aynı gün ilk kez hakim karşısına çıktı. Beş gün sürmesi beklenen davanın ilk duruşması öncesi Adliye önünde kitlesel bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Aralarında sendikamızın da bulunduğu gazetecilik emek ve meslek örgütleri, toplumsal muhalefet bileşenleri, Cumhuriyetle dayanışma için, Türkiye’de özgür basın mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini göstermek için bir aradaydı. Duruşma boyunca adalet ve basın özgürlüğü nöbetleri sürecek. Davanın takipçisi olan tüm kurumlar her gün 12.30-13.30 saatleri arasında adliye önünde basın açıklaması yaparak davaya ilişkin gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacak. İlk ara kararın açıklanacağı 28 Temmuz Cuma günü ise nöbet tüm gün boyunca sürecek. 

Eylemde sendikamızın da içinde bulunduğu Cumhuriyet Davası Koordinasyonu adına aşağıdaki açıklama okundu.

 ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜK KAYBEDECEK BİZ KAZANACAĞIZ

Hakikat! Aradığımız şey bu! Bu ülkede hakikati aramanın, egemenlere rağmen hakikati dillendirmenin bir bedeli var.

150’yi aşkın gazeteci arkadaşımız bu yüzden tutuklu.

Tarih boyunca tüm istibdat rejimleri hakikati a

dalet ve özgürlük arayışıyla buluşturmuş olanlara karşı hep aynı yöntemi uygulamıştır.

Ve tarih boyunca boyun eğmeyenlerin yanıtı hep aynı olmuştur:

Kahrolsun İstibdat! Yaşasın Hürriyet!

Bugün ülkemiz en koyu istibdat rejimlerini aratacak bir rejimle yönetiliyor. Halkın haber alma hakkının gasp edildiği, hukuğun bir çıkar grubunun emrine amade olduğu, suçun iktidardakilerin ihtiyaçlarına göre tarif edildiği bir rejimle karşı karşıyayız.

Ufku sarmış olan karanlığa inat, direnenler de var ancak bu ülkede, kalemini satmayan onurlu aydınlar var.

Gideceği yeri kendinden önceki meslektaşının bıraktığı izden bilen, tanıyan gazeteciler var.

Çok eski bir hikaye bu.

Denilecek söz, hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkta söylenmeli.

Hasan Tahsin aydınlığın temsilcisidir, işgal ordularının komutanları karşısında el etek öpenler karanlığın.

Abdi İpekçi aydınlığın temsilcisidir, ülke tarihinin bu en karanlık suikastlarından birinin üstünü örtmek için yıllarca çabalayanlar karanlığın.

Siyasal İslamcılığın emperyalist odaklarla olan ilişkisini erken teşhis eden Uğur Mumcu aydınlığın temsilcisidir, çekildiğinde altında kalacakları tuğlanın yerinde kalması için hedef saptıranlar karanlığın.

Hak arayışı mücadelelerinin, adaletsizliğin olduğu her yerde olan Metin Göktepe aydınlığın temsilcisidir, hunharca öldürülmesini görmezden gelenler karanlığın.

Hükümetin Türkiye’yi dünya halkları nezdinde terör destekçisi bir ülke konumuna sokan politikalarını, silah desteğini teşhir eden Cumhuriyet gazetesinin yazarları ve yöneticileri aydınlığın temsilcisidir, iktidar politikaları doğrultusunda aynı başlıkla gazete çıkarmaktan utanmayan onlarca yönetici ve yazar karanlığın.

Aydınlıkla karanlık arasında süregiden bir mücadele bu.

Bu ülkenin aydınlık birikimine, karanlığa karşı aydınlığın galebe çalacağına inanıyoruz.

Hiç kuşkumuz yok, bu istibdat rejimi de kendinden öncekiler gibi yıkılacak.

İçerdeki arkadaşlarımız da biliyor, biz de biliyoruz:

Örgütlü kötülük kaybedecek. Biz kazanacağız!