Sidebar

27
Prş, Haz

Gazeteci Beritan Canözer’in Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 2’nci duruşmasında “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

JINNEWS muhabiri Beritan Canözer hakkında "Örgüt üyeliği" suçlaması ile açılan davanın 2’nci duruşması Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya Beritan Canözer’in avukatı Resul Temur, meslektaşları ve ailesi katıldı.

JINNEWS’de yer alan habere göre, açık tanık Canan Ceylan’ın verdiği beyanın mahkeme heyeti tarafından okunmasının ardından Canözer, “Canan Ceylan’ın verdiği ifadeyi kabul etmiyorum. Ben bir gazeteciyim ve yaptıklarım gazetecilik çerçevesindeydi” dedi. Mütalaasını açıklayan savcı, “Örgüt üyeliğinde soruşturması süren Canan Ceylan, Rıfai İpek, Mehmet Salih Ateş ve Baran Aslan’ın alınan ifadeleri birbirleri ile tutarlıdır. Örgüt üyesi olduğu, örgüt içinde faaliyet yürüttüğü, örgütün üst düzey yöneticilerinin emir ve talimatlarıyla hareket ettiği” gerekçesiyle Canözer’in TCK 314/2 ve TMK 5’inci maddesi uyarınca 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle cezalandırılmasını istedi.
Mahkeme heyetinin sunduğu mütalaayı kabul etmeyen Canözer, ek süre verilmesi talebinde bulundu.

Ardından savunma yapan Avukat Resul Temur, tanık Canan Ceylan’ın örgüt üyeliğinden 3 yıl cezaevinde kaldığını ve bu esnada etkin pişmanlık yasasından faydalandığını kaydetti. Resul, “Canan Ceylan 186 kişi hakkında beyanda bulundu. Rıfat İpek’in de müvekkil hakkında beyanları vardır. Mahkumiyet istenildiğine göre iki tanığın yapmış olduğu tüm teşhislerin ve vermiş oldukları ifadelerin dosya arasına alınmasını istiyoruz. Dosya failsiz cinayet dosyalarına benziyor. Müvekkilin örgüt üyeleriyle röportaj yaptığı ifade ediliyor. Ancak ortada yaptığı röportajlar yok. Beyanlar hakkaniyete aykırıdır. Dosyada röportaja ilişkin delil yok” dedi.
Verilen kısa aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, tanıkların tüm teşhis ve beyanlarının dosya arasına alınmasına ilişkin talebin dosyaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddederek mütalaaya karşı savunmaların yapılması kapsamında ek süre vererek duruşmayı Ekim ayına erteledi.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün hazırladığı iş yerinde cinsel şiddet ve tacize karşı ilk küresel sözleşme kabul edildi.

Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çalışma hayatında şiddet ve tacizi engellemeyi amaçlayan ilk küresel sözleşmeyi kabul etti. Sözleşmenin hazırlanmasında kadınların sosyal medyada cinsel tacize karşı başlattığı #MeToo (Ben de) kampanyasının önemli rolü oldu.

DW Türkçe'de yer alan habere göre, ILO’nun İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan Yıllık Çalışma Konferansı’nın son gününde kabul edilen sözleşme için oturum başkanı Jean-Jacques Elmiger "tarihi bir an" ifadesini kullandı. 10 Haziran'da başlayan konferansta ILO, dünyadaki iş standartlarını belirlemek ve daha iyi bir iş ortamı yaratabilmek için 187 ülkeden hükümetlerin yanı sıra işverenleri ve işçi örgütlerini bir araya getirdi.

İşyerinde özellikle kadınların cinsel taciz ve saldırı mağduru olduğunu vurgulayan ILO Genel Direktörü Guy Ryder "Bu adımın atılmasının zamanı gelmişti. (Sözleşme) Dünya'nın dört bir yanında iş yerinde çalışan insanlar açısından büyük bir fark yaratacak" dedi. Sözleşmedeki standartlar, herkesin şiddet ve tacizden arındırılmış bir çalışma hayatı hakkına sahip olmasını amaçlıyor.

Çalışanları iş yerinde şiddet ve tacize karşı korumayı hedefleyen sözleşmede, aktivistlerin tüm çabalarına rağmen LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender) bireylere özel atıfta bulunulmadı. Konunun devletler arasında oldukça tartışmalı olduğuna işaret eden Ryder geniş çaplı bir uzlaşma sağlanabilmesi amacıyla "tehlike altındaki gruplar" ifadesinin tercih edildiğini belirtti.

Sözleşme uyarınca hem özel sektör, hem kamu çalışanları şiddet ve tacize karşı koruma altına alınacak. Çalışanlar ayrıca, iş yeri ve ev arasındaki yolculukları sırasında da yine sözleşme uyarınca koruma altında olacak.
Üye devletler tarafından imzalanan sözleşmenin ulusal düzlemde bağlayıcı olabilmesi için ilgili devletler tarafından onaylanması gerekiyor.

PEN Yazarlar Birliği tutuklu gazeteci Ayşe Düzkan için acil eylem çağrısı yaptı. PEN’den yapılan açıklamada “Uluslararası PEN, Ayşe Düzkan’ın sadece ifade özgürlüğü kullandığı için tutuklandığına inanıyor ve onun derhal koşulsuz serbest bırakılması için çağrı yapıyor” ifadelerini kullandı.

Mezopotamya Ajansı muhabiri Seda Taşkın yaklaşık beş aydır tutuklu bulunduğu Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.

"Günlerin bugün getirdiği baskı, tutuklama ve sansürdür"

3 Mayıs "Dünya Basın Özgürlüğü Günü" vesile olsun dedik…

Gazetecilerin neden özgür olmadığını hatırlatmak için…

Medyanın sermaye ve ideolojik yapısındaki tekelleşme nedeni ile, olan ile olması gereken gazetecilik arasındaki makas açılıyor. Makas açıldıkça işsiz gazetecilerin, tutuklu gazetecilerin, yargılanan gazetecilerin ve sansürlenen haberlerin sayısı artıyor.

Eski Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının yeniden hapishaneye girmesi Türkiye'deki gazeteciliğin haline dair çok şey söylüyor.

"Dünya Basın Özgürlüğü" gününde emeği daha da değersizleşen gazetecileri, örgütsüz bırakılan, esnek çalışmaya zorlanan medya çalışanlarını, her türlü baskı ve sansür karşısında "direnen" gazeteciliği bir kez daha hatırlatmak, basındaki baskıları derlediğimiz 2018 Almanağı'nı tanıtmak için sizleri basın toplantımıza davet ediyoruz.

Tarih: 3 Mayıs Cuma

Yer: Makine Mühendisleri Odası-Taksim

Saat: 11.00

Diğer Makaleler...