Yargılanan ilk nöbetçi yayın yönetmeni feminist gazeteci yazar Ayşe Düzkan olacak. 20 Eylül'deki davanın ardından gazeteciler davalar ve devam eden soruşturmalar için haftada birkaç kez adliyeye gitmek zorunda kalacak.

İSTANBUL - ARZU DEMİR

Dayanışmacı yayın yönetmenleri davalarında ilk perde Ayşe Düzkan'la 20 Eylül'de açılacak. Dava öncesinde konuşan Düzkan'ın eyleminin arkasında Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre'ın yıllar önce aldığı tutum yatıyor. Düzkan ayrıca “Cesur, şövalye ya da kahraman değiliz. Haklıyız. Çünkü bu toplum barış istiyor” diyor.

Kapatılan ve binası mühürlenen Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla bir günlük yayın yönetmenliği yapan gazeteciler, siyasetçiler ve hak savunucuları hakkında açılan soruşturmalar davaya dönüştü. Davalardan ilki, 20 Eylül'de görülecek. Yargılanan ilk nöbetçi yayın yönetmeni ise feminist gazeteci yazar Ayşe Düzkan olacak. 20 Eylül'deki davanın ardından gazeteciler davalar ve devam eden soruşturmalar için haftada birkaç kez adliyeye gitmek zorunda kalacak.

DİSK Basın-İş Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Düzkan duruşma öncesinde nöbetçi yayın yönetmenliğinden iyi gazeteciliğe kadar bir çok soruya yanıt verdi.

Düzkan, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde başlayan kampanyanın 5. gününde, 6 Mayıs'ta gazetenin yayın yönetmenliği yaptı.

Yayın yönetmenliği önerisini neden kabul etti?

Düzkan'ın birinci nedeni demokrasi tanımı ile ilgili: "Benim için demokrasi insanların her şeyden haberdar olarak politik kararlarını almasıdır. Bunun için de haber alma özgürlüğü ve haber verme özgürlüğü çok önemli. Gündem'in zaten çok çoraklaşmış medyada önemli ses olduğunu düşünüyorum. İnsanlar haber alabilmeli, özellikle de savaş koşullarında."

İkinci neden ise barış ile ilgili. Barışın sadece Kürtlerin değil tüm toplumun talebi olduğu görüşünde. Bu görüşünü ifade ederken de, "Sadece fakirlerin askerlik yaptığı bir ülkede yaşıyoruz" diyor ve ekliyor: "1990'lardan farklı olarak TSK saflarında savaşırken ölen çocuklarımızın ailelerinin de tepki verdiğini gördük. Bu çok önemli. Bir barış süreci yaşadık ve insanlar ölmeden, öldürmeden bu sorunun bir şekilde çözülebileceğini gördü. Gittikçe barış talebi genişliyor. Barışı sadece burası için değil, Suriye için de istiyoruz."

BEAUVOIR VE SARTRE GİBİ

Bu iki politik nedenin dışında Düzkan için vicdani olan bir başka nokta var. Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre'ın eylemini hatırlatıyor.

İki aydın, Maoucu olmadıkları halde Maocu "Halkın Davası" gazetesini sattılar. Sartre ayrıca uzun zaman gazetede editörlük yaptı.

Simone de Beauvoir'un takipçisi olmaktan büyük onur duyduğunu belirten Düzkan, bu iki aydının eyleminden de ilham aldığını anlatıyor, "Baskı altına alınan bir gazeteye destek vermek önemliydi. O günlerde Sartre tutuklanmak istendiğinde sağcı politikacı De Gaulle, 'Saçmalamayın, Sartre da Fransadır' diyor. Bu çok önemli. Bizim barış ve kardeşlik talebimizin de Türkiye'nin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum" diyor.

SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI SAVAŞ SUÇUDUR

Ayşe Düzkan, medyanın yaptığı savaş çığırtkanlığına da dikkat çekti ve "Bu bir savaş suçudur" uyarısını yaptı. Takip ettiği Bosna savaşının ardından birçok yayın organının yayınları nedeniyle yargılandığını hatırlatan Düzkan, Türkiye'de de böyle bir sürecin yaşanacağına inanıyor.

Ayşe Düzkan 7 Mayıs günü Gündem gazetesinde çalışırken böyle  bir dava ile karşılaşmayı bekliyor muydu?

Yanıtı, memleket siyaseti gibi; olabilir de olmayabilir de: “Savaşın seyrinin bu tür hukuki kararları çok etkilediğini düşünüyorum, o yüzden olabilir de olmayabilir de diyorum."

Soruşturmalar başladığında, savcıya ilk ifadeyi verenlerden. Savcının aslında kendisine söylediği bir söz de, az önceki fikrini güçlendiriyor. Savcı, "Devlet bir terörle mücadele konsepti belirledi. Ona uygun davranıyoruz" diyor.

Yayın yönetmenlerinin büyük bir kısmına açılan davada suçlama; örgüt propagandası yapmak. Özgür Gündem gazetesi de bu iddiayla kapatıldı.

HALKIN ÖĞRENME HAKKI VAR

Gazeteci Düzkan'ın bu iddiaya yanıtı şu: "Gazetelerde okudum; tutuklu yayın yönetmeni Zana Kaya, 'PKK'nin de görüşlerinin ifade edilmesi lazım' demiş. Hakikaten eğer insanlar çocuklarını savaşa gönderiyorlarsa, karşılarındaki güç ne diyor, ne düşünüyor, bunu bilmek hakları. Bu çocukların da hakları, hepimizin hakkı. İkinci yanı şu: Savcının hakkında soruşturma ve dava açılan yayın yönetmenlerinin PKK propagandası yaptığına inandığını düşünmüyorum. Yazdıklarımız ortada. Bu toplumun Kürt meselesi ve artık Suriye'ye dair bilgileri öğrenme hakkı var. Görüyoruz her gün yalan da değil, palavralar haber diye sunuluyor. Bunun dışındaki gerçek bilgilere ulaşmanın ihtiyaç olduğunu düşünüyorum."

Yayın yönetmenliği yaptığı gün gazetede 6 saat çalıştı. Karşılığında 14 yıl hapis cezası isteniyor.

Gülerek "Çok cömertler" diyor ve ekliyor: "Esas dertleri, o sağlıklı tartışma ve bilgi akışını engellemek."

Ayşe Düzkan, hem alternatif hem de ana akım medyada çalışmış bir isim. En son Star gazetesinin hafta sonu eklerinde editörlük yapıyordu. Buradan emekli oldu. Ana akım medyanın da tüm gelişim aşamalarına tanıklığı var.

DAHA ÇOK HALKLA İLİŞKİLER YAPILIYOR

Medyadaki değişime ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: "Eskiden az köşe yazarı vardı, gerçekten entelektüellerdi. Sartre'dan alıntı yapacağım yine; 'entelektüel üstüne vazife olmayan şeylerle uğraşan insandır' der. Şimdi kapitalizmin yeni yarattığı insan tipi, bir üretim aracı. Mühendis sadece mühendislik biliyor ve kendisine keyif verecek, hayatı da anlamasını sağlayacak bir bilgi edinmesi istenmiyor. Gazeteci de böyle. O basın bültenini haberleştirecek. Bu kadar. Anlama, yorumlama ihtiyacını kendisi de duymuyor. Mesela haber refleksi. Artık çok az insanda var. Baştan aşağıya değişen bir yapı var. Artık medyada daha çok halkla ilişkiler yapılıyor. Bize deseler ki, 'Buyurun medyada istediğinizi yapın' deseler bile geri çevirmek yıllar alır."

Peki, bu medya ortamında ne yapılacak?

Önerisi: "Farklılıkları silerek birlik olalım demiyorum ama biraz irileşebilecek şekilde yanyana duralım. Her ne aklına gelenin internet sitesi açmamasında fayda var örneğin. Bunu yazılı basın için de söylüyorum. Gerçek gazeteciliğin de ana akımlaşmaya ihtiyacı var. Çünkü ana akımı izleyen bir okur var ve kağıt hala çok önemli. Belki internet yaygın ama hala çay ocaklarında, vardiya değiştirilirken oturulan masalarda kağıt gazete var. Özellikle de kadınlar açısından yazılı gazetenin ulaşması önemli."

KÜRT MEDYASI KÜRTLER İÇİN ZATEN ANAAKIM

Ana akımlaşmaya Özgür Gündem dahil mi?

Yanıtı: “1990'ların ortasında Diyarbakır'a gittiğimde beni şaşırtan şeylerden biri şuydu: İstanbul'da her yerde Tarkan ve Sezen Aksu çalıyordu. Diyarbakır'da sokakta ise Kürtçe müzik duyuyordun. Burada herkese ATV seyrediyordu. Orada sadece kendi yerel televizyonlarını seyrediyorlardı. Kürt medyası zaten Kürtler için ana akım."

Sohbet, bugünlerde de tartışılan “iyi gazete”, “iyi gazetecilik” konusuna da geldi.

Ayşe Düzkan'ın bu konudaki yaklaşımı, genel kabulün dışında: “İyi yazı 'Helal olsun, ben de tam böyle düşünüyorum' değil,  'Vay be bu hiç aklıma gelmemişti' dedirten yazıdır.  İyi haber de, mesela katıldığın bir mitingi öven haber değildir, 'Hakikaten mi hiç haberim yoktu' dedirten haberdir. Akla gelmeyeni getirmek, bilinmeyi göstermek."

Düzkan'ın davası 20 Eylül'de Çağlayan Adliyesi'nde görülecek. O gün nöbetçi genel yayın yönetmenleri ve basın meslek örgütleri başta olmak üzere çok sayıda kişi davayı izlemek üzere adliyede olacak.

Davanın sonucuna dair somut bir şey söyleyemiyor, "Aslında hukuki olarak hiç açılmaması gereken bir dava. Bu durumda ne bekleyebilirsin ki?" diyor ve ekliyor: "Akşam ya evime giderim ya da Bakırköy'e giderim."

TUTUKLANMA İHTİMALİNE DE HAZIRLIKLIYIM

“Bakırköy” dediği, Özgür Gündem Gazetesi'nin Yayın Danışma Kurulu'nda yer aldıkları için edebiyatçı Aslı Erdoğan ile dilbilimci Necmiye Alpay'ın tutuklu olduğu Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi.

Daha önce, biri 12 Eylül döneminde olmak üzere iki kez kısa dönem cezaevinde tutulan Ayşe Düzkan, "Tutuklanma ihtimaline de hazırlıklıyım. İşlerimi yerine koymaya çalışıyorum" diyor ve ekliyor: "Kapatılma duygusunu biliyorum. 12 Eylül döneminin bile işkence tezgahında geçmeyen anlarını yatılı bir kız okulu neşesi ile hatırlıyorum. Samimi söylüyorum bunu. Çok güzel arkadaşlıklar kurdum, çok kıymetli deneyimler edindim.”

"Özendirici olmaya başladım" dedi gülerek. Sonra çok küçük yaşta okuduğu Sevgi Soysal'ın "Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu"nu hatırlattı.

Kitap, 12 Mart sonrasında tutuklanan Sevgi Soysal'ın cezaevinde tanıdığı insan hikayelerini anlatır. Düzkan'ın da söylediği neşeli, keyiflidir kitap.

HAYAT SADECE BİR PLAN DEĞİL MACERADIR DA

Düzkan; “O kadar neşeli ve tatlı anlatırdı ki, ortaokul yıllarında okuduğumda ben de bir gün öyle bir şey yaşayacağım, neşeli ortamda bulunacağım diye hayal kurardım" diyor.

Yine gülerek "Sonra hayallerimi gerçekleştirme imkanı buldum" diye ekliyor: "Çok uzun kapatılma elbette çok zor olur. Ama hayat! Hayat sadece bir plan değil, maceradır da."

Ayşe Düzkan'la bu keyifli röportajın son sözü ise cesaret ve korku üzerine: "Ben bundan ya da başka bir şeyden korkabilirim. Bizim bu ülkedeki insanlara vaadimiz kahramanlık ve cesaret değil. Bizim vaadimiz haklı olmak. Haklılığımız ise bu ülkede yaşayan herkesin daha mutlu yaşaması isteğinden geliyor. Sadece barışla ilgili de değil. Bireysel emeklilik ya da eğitim ile ilgili önerilerimiz de daha mutlu yaşama isteğidir. İnsanlar niye cesur insanların yanına gelsin ki? Uzaktan takdir ederler. Biz şövalye değiliz, kurtarıcı da değiliz. Haklılığımız da bir kantin münazarasında daha şık alıntılar yapmaya dayanan bir haklılık değil. Biz başta yaşayan tüm ezilenlerin, emekçilerin daha mutlu olabileceği bir dünya öneriyoruz.”

ANF News