Darbecilerle mücadele adı altında toplumsal muhalefete, gericilikle mücadele edenlere karşı yeni bir zulüm dönemindeyiz. OHAL olarak kodlanan bu dönemde Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile süren saldırı dalgalarında muhalifler, gericiliğe karşı mücadele edenler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, eğitim emekçileri, akademisyenler, yazarlar Cemaatçi torbasına doldurup açığa alınıyor, ihraç ediliyor, kıdem tazminatsız işten çıkarılıyor, işsizlik maaşından mahrum bıraktırılıyor, hapse atılıyor, işkencelere maruz kalıyor. OHAL kararnameleriyle keyfiliğin egemen olduğu baskı rejimiyle korku çemberi yaratılmış oldu. OHAL’ in ulusal ve uluslararası hukukta kabul edilmiş olan standartlara uygun olarak sürdürülmesi verili hukuk düzeninin gereğidir. Oysa içinde bulunduğumuz OLAĞANDIŞI durum ile 1983 tarihinde yani doğrudan 12 Eylül Askeri Darbe döneminde bizzat darbeyi pekiştirmek amacıyla çıkarılan "OLAĞANÜSTÜ HAL KANUNU"na dayanarak baş etmek olanaksızdır.  Çünkü askeri darbe girişimleri askeri darbe döneminin zihniyeti ve kanunları ile ortadan kaldırılamaz, aksine askeri darbe dönemlerinin zihniyeti daha da pekiştirilir. Anayasa, AİHS, kişisel ve siyasal haklar uluslararası sözleşmesi hukuksal çerçeveyi oluşturmaktadır. Şu ana kadar 8 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlandı. Anayasa 121. Maddeye göre amir hükümdür; OHAL KHK’nin yayınlandığı gün Meclis denetiminden geçmesi gerektiği halde şu ana kadar hiçbir kararname meclis denetiminden geçmemiştir.

OHAL ilanının hukuka uygunluğu usul, yer, süre ve sebep unsurları açısından irdelendiğinde şu halen hukuka uygun bir OHAL bulunmamaktadır.

OHAL sürecinde; Resmi yetkililerin çeşitli tarihlerde yapmış oldukları açıklamalardan elde edilen ve artarak değişen verilerine göre ilk elli günde; 40.000 gözaltı, 20.000 tutuklama yapıldı. 80.000 çalışan açığa alındı. 45 gazete, 24 radyo, 18 TV, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı.100 gazeteci gözaltına alındı. 37 gazeteci tutuklandı (bugün itibarıyla 93 gazeteci halen tutukludur). 28 belediyeye kayyum atandı. Bazı şehirlerde Kürt muhtarlar görevden alındı. (*)

Memleket hukuk kurallarına göre değil iktidar partisinin yöneticilerinin çıkarlarına göre yönetiliyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında memleket bir avuç bakanın imzasıyla ve tek merkezden belirlenen kanun hükmünde kararnameler vasıtasıyla yönetiliyor. Olağanüstü hal (OHAL) adı altında halk tarafından seçilen belediyelere kayyumlar atanıyor. Parlamento, yargı devre dışı bırakılmış durumda. Olup biteni haber yapan basın susturuluyor, halkın haber alma hakkı gasp ediliyor.

OHAL’in ardından çıkarılan KHK’ler ile bu zamana kadar 154 basın kuruluşu kapatıldı. 3000’den fazla basın emekçisi işsiz bırakıldı. Bu emekçiler işsizlik maaşından yoksun bir şekilde ve kıdem tazminatları verilmeden işten çıkarıldığı gibi dava açma yolu da, alacaklarının tahsili de “çalıştıkları kurumlar hazineye devredilerek” gasp edildi.

Kapatılan basın kuruluşlarının büyük kısmını Cemaate yakınlığıyla bilinen kuruluşlar oluştursa da geri kalanını Kürt halkının ve ezilen halkların taleplerini dile getiren, halkın haber alma hakkını savunan ve gerçekleri yazmaya gayret eden basın kuruluşları oluşturmaktadır.

Gerçekleri yazan basın kurumlarının kapatılması AKP iktidarının halk üzerindeki baskılarını artıracağına dönük bir işarettir.

AKP, Cizre bodrumlarında katledilen sivillerin, cihatçı katillere silah gönderen MİT tırlarının, seçimlerde yapılan hilelerin düzenlerin, Roboski katliamı, buzdolaplarında bekletilen çocuk bedenleri, gözaltında kayıpların, Ankara Katliamı’nın, Antep patlamasının ve diğer katliamların kimlerin işine yaradığını, nasıl “görmezden gelindiğinin”, nasıl “önünün açıldığının”, Soma katliamının AKP’nin emek rejiminin bir sonucu olduğunu, iş cinayetinin göz göre göre nasıl geldiğini, 17 bin işçinin AKP döneminde iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğinin, grevlere bakanların müdahale ettiğinin, sendikalı olduğu için işten çıkarılanların olduğunu, depremlerden sonra kimlerin milyarder olduğunun,  egemenler tarafından kentlerin nasıl bölüşüldüğünün haberlerinin yapılmasını istememektedir.

Bu haberlere neden olanların değil, bu haberleri yapanların hapse atıldığı, işten atıldığı bir dönemde baskılar sadece basın emekçilerine yönelik değildir.

Gerici eğitim sistemine karşı mücadele eden Eğitim Sen üyesi eğitim emekçileri başta olmak üzere halka hizmet üreten KESK üyesi kamu emekçileri de saldırı ve baskılara maruz kalıyor.

1 Eylül günü çıkarılan 672 sayılı KHK ile KESK üyesi 200 kamu emekçisi kamudan ihraç edildi. Okulların açılmasına az bir zaman kala 9.800’ü KESK Eğitim Sen üyesi olmak üzere 11.301 eğitim emekçisi açığa alındı.

Kamudan ihraçlar konusunda saray rejimi bile “at izi it izine karıştı” tespitinde bulunsa da aynı kervanı eğitim alanında mülakat yöntemiyle yeniden üretmekten geri kalmıyor. Milli Eğitim’in yeni öğretmen alma kriteri olan mülakatlar yeni on binlerce mağdur eğitim emekçisi üretiyor, yetenek, liyakat gibi yöntemler yerine mülakat yöntemleri kullanılarak iktidar partisinin çıkarına uygun kişiler memurluklara atanıyor.

Bizler, gerçekleri yazdığı için hapse atılan tüm gazetecilerin, yazarların; gericiliğin karanlığına karşı bilimsel bilgiyi öğrettiği için içeride olan tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını; gerici eğitim sistemine karşı aydınlık bir ülke mücadelesi verdiği için açığa alınan, ihraç edilen tüm eğitim emekçilerinin, kurumu kapatıldığı için Cemaatin tetikçiliğini yapmadığı halde işten çıkarılan basın emekçilerinin işlerine geri iade edilmesini istiyoruz.

Tüm bunlar için Adalet ve Özgürlük istiyoruz.

Bu nedenle 6 Ekim 2016 Perşembe günü saat 12.30 – 13.30 arasında Çağlayan Adliyesi önünde ADALET ve ÖZGÜRLÜK talebimizi yükselteceğiz.  Adalet ve Özgürlük talebimizi 18 Ekim Salı tarihinden itibaren her Salı Çağlayan Adliyesi önünde duyurmaya devam edeceğiz. Her buluşmamızda o hafta yapılan saldırıları dile getirecek, bir sonraki hafta görülecek duruşmalara çağrı yapacağız.

ADALET ve ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ

 

(*) İHD verileri