Sidebar

22
Cu, Mar

Darbecilerle mücadele adı altında toplumsal muhalefete, gericilikle mücadele edenlere karşı yeni bir zulüm dönemindeyiz. OHAL olarak kodlanan bu dönemde Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile süren saldırı dalgalarında muhalifler, gericiliğe karşı mücadele edenler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, eğitim emekçileri, akademisyenler, yazarlar Cemaatçi torbasına doldurup açığa alınıyor, ihraç ediliyor, kıdem tazminatsız işten çıkarılıyor, işsizlik maaşından mahrum bıraktırılıyor, hapse atılıyor, işkencelere maruz kalıyor. OHAL kararnameleriyle keyfiliğin egemen olduğu baskı rejimiyle korku çemberi yaratılmış oldu. OHAL’ in ulusal ve uluslararası hukukta kabul edilmiş olan standartlara uygun olarak sürdürülmesi verili hukuk düzeninin gereğidir. Oysa içinde bulunduğumuz OLAĞANDIŞI durum ile 1983 tarihinde yani doğrudan 12 Eylül Askeri Darbe döneminde bizzat darbeyi pekiştirmek amacıyla çıkarılan "OLAĞANÜSTÜ HAL KANUNU"na dayanarak baş etmek olanaksızdır.  Çünkü askeri darbe girişimleri askeri darbe döneminin zihniyeti ve kanunları ile ortadan kaldırılamaz, aksine askeri darbe dönemlerinin zihniyeti daha da pekiştirilir. Anayasa, AİHS, kişisel ve siyasal haklar uluslararası sözleşmesi hukuksal çerçeveyi oluşturmaktadır. Şu ana kadar 8 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlandı. Anayasa 121. Maddeye göre amir hükümdür; OHAL KHK’nin yayınlandığı gün Meclis denetiminden geçmesi gerektiği halde şu ana kadar hiçbir kararname meclis denetiminden geçmemiştir.

OHAL ilanının hukuka uygunluğu usul, yer, süre ve sebep unsurları açısından irdelendiğinde şu halen hukuka uygun bir OHAL bulunmamaktadır.

OHAL sürecinde; Resmi yetkililerin çeşitli tarihlerde yapmış oldukları açıklamalardan elde edilen ve artarak değişen verilerine göre ilk elli günde; 40.000 gözaltı, 20.000 tutuklama yapıldı. 80.000 çalışan açığa alındı. 45 gazete, 24 radyo, 18 TV, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı.100 gazeteci gözaltına alındı. 37 gazeteci tutuklandı (bugün itibarıyla 93 gazeteci halen tutukludur). 28 belediyeye kayyum atandı. Bazı şehirlerde Kürt muhtarlar görevden alındı. (*)

Memleket hukuk kurallarına göre değil iktidar partisinin yöneticilerinin çıkarlarına göre yönetiliyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında memleket bir avuç bakanın imzasıyla ve tek merkezden belirlenen kanun hükmünde kararnameler vasıtasıyla yönetiliyor. Olağanüstü hal (OHAL) adı altında halk tarafından seçilen belediyelere kayyumlar atanıyor. Parlamento, yargı devre dışı bırakılmış durumda. Olup biteni haber yapan basın susturuluyor, halkın haber alma hakkı gasp ediliyor.

OHAL’in ardından çıkarılan KHK’ler ile bu zamana kadar 154 basın kuruluşu kapatıldı. 3000’den fazla basın emekçisi işsiz bırakıldı. Bu emekçiler işsizlik maaşından yoksun bir şekilde ve kıdem tazminatları verilmeden işten çıkarıldığı gibi dava açma yolu da, alacaklarının tahsili de “çalıştıkları kurumlar hazineye devredilerek” gasp edildi.

Kapatılan basın kuruluşlarının büyük kısmını Cemaate yakınlığıyla bilinen kuruluşlar oluştursa da geri kalanını Kürt halkının ve ezilen halkların taleplerini dile getiren, halkın haber alma hakkını savunan ve gerçekleri yazmaya gayret eden basın kuruluşları oluşturmaktadır.

Gerçekleri yazan basın kurumlarının kapatılması AKP iktidarının halk üzerindeki baskılarını artıracağına dönük bir işarettir.

AKP, Cizre bodrumlarında katledilen sivillerin, cihatçı katillere silah gönderen MİT tırlarının, seçimlerde yapılan hilelerin düzenlerin, Roboski katliamı, buzdolaplarında bekletilen çocuk bedenleri, gözaltında kayıpların, Ankara Katliamı’nın, Antep patlamasının ve diğer katliamların kimlerin işine yaradığını, nasıl “görmezden gelindiğinin”, nasıl “önünün açıldığının”, Soma katliamının AKP’nin emek rejiminin bir sonucu olduğunu, iş cinayetinin göz göre göre nasıl geldiğini, 17 bin işçinin AKP döneminde iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğinin, grevlere bakanların müdahale ettiğinin, sendikalı olduğu için işten çıkarılanların olduğunu, depremlerden sonra kimlerin milyarder olduğunun,  egemenler tarafından kentlerin nasıl bölüşüldüğünün haberlerinin yapılmasını istememektedir.

Bu haberlere neden olanların değil, bu haberleri yapanların hapse atıldığı, işten atıldığı bir dönemde baskılar sadece basın emekçilerine yönelik değildir.

Gerici eğitim sistemine karşı mücadele eden Eğitim Sen üyesi eğitim emekçileri başta olmak üzere halka hizmet üreten KESK üyesi kamu emekçileri de saldırı ve baskılara maruz kalıyor.

1 Eylül günü çıkarılan 672 sayılı KHK ile KESK üyesi 200 kamu emekçisi kamudan ihraç edildi. Okulların açılmasına az bir zaman kala 9.800’ü KESK Eğitim Sen üyesi olmak üzere 11.301 eğitim emekçisi açığa alındı.

Kamudan ihraçlar konusunda saray rejimi bile “at izi it izine karıştı” tespitinde bulunsa da aynı kervanı eğitim alanında mülakat yöntemiyle yeniden üretmekten geri kalmıyor. Milli Eğitim’in yeni öğretmen alma kriteri olan mülakatlar yeni on binlerce mağdur eğitim emekçisi üretiyor, yetenek, liyakat gibi yöntemler yerine mülakat yöntemleri kullanılarak iktidar partisinin çıkarına uygun kişiler memurluklara atanıyor.

Bizler, gerçekleri yazdığı için hapse atılan tüm gazetecilerin, yazarların; gericiliğin karanlığına karşı bilimsel bilgiyi öğrettiği için içeride olan tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını; gerici eğitim sistemine karşı aydınlık bir ülke mücadelesi verdiği için açığa alınan, ihraç edilen tüm eğitim emekçilerinin, kurumu kapatıldığı için Cemaatin tetikçiliğini yapmadığı halde işten çıkarılan basın emekçilerinin işlerine geri iade edilmesini istiyoruz.

Tüm bunlar için Adalet ve Özgürlük istiyoruz.

Bu nedenle 6 Ekim 2016 Perşembe günü saat 12.30 – 13.30 arasında Çağlayan Adliyesi önünde ADALET ve ÖZGÜRLÜK talebimizi yükselteceğiz.  Adalet ve Özgürlük talebimizi 18 Ekim Salı tarihinden itibaren her Salı Çağlayan Adliyesi önünde duyurmaya devam edeceğiz. Her buluşmamızda o hafta yapılan saldırıları dile getirecek, bir sonraki hafta görülecek duruşmalara çağrı yapacağız.

ADALET ve ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ

 

(*) İHD verileri

Türkiye basını, bugün en karanlık günlerinden birini yaşadı. Adliyeler gazetecilerin yargılanması mesaisine devam ederken bir yandan da hakkında kapatma kararı verilen TV ve Radyolar polis baskınlarıyla bir bir kapatıldı. Kapatma kararını zor kullanarak uygulayan iktidar, hiçbir aykırı sese, en ufak muhalefete tahammül edemediğini bugün mühürlenen reji odalarıyla bir kez daha gösterdi. Kapatmalarla birlikte iktidarın darbe rüzgarı ile yelkenlerini şişirip idealindeki otokrasiye hızla yol aldığını görüyoruz.

Bugün sabah saatlerinde Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma kampanyasına katılan ve nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan Celal Başlangıç, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Bu ay aynı kampanyaya katılan 6 gazeteci ve aydın daha yargılanacak.

OHAL’den aldığı güçle iktidar tarafından kapatılan İMC TV, Hayatın Sesi TV ve Özgür Radyo’nun yayınları ise polis baskınlarıyla durduruldu. TV kanallarının reji odaları mühürlenirken tüm mallarına da devlet tarafından el konuldu. Özgür Radyo’ya düzenlenen baskın sırasında radyonun 20 çalışanı polis tarafından darp edilerek gözaltına alındı.

Hapishaneler gazetecilerle dolu, onlarca gazeteci her gün adliye koridorlarını arşınlıyor. Ama yetmiyor, radyo ve TV kanalları kapatılıyor, uydudan yayın yapması engelleniyor, Kapılara kilit vurulmak isteniyor. Her gün onlarca internet sitesi, sosyal medya adresi için erişim yasaklama kararı veriliyor. İktidarın tehditleri nedeniyle sosyal medya hesapları iptal ediliyor. Gazetecilere devlet tarafından verilen kartlar iptal ediliyor, devlet eliyle verilen gazete ilanlarının parası ödenmiyor.

AKP ne istiyor? AKP medyayı yürüttüğü toplum mühendisliğinin en önemli aracı olarak görüyor. Yaptıkları için yalanlarla, dezenformasyonlarla rıza üretmeye çalışıyor. Gerçeklerin duyulmasını istemiyor. Medyanın pembe gösteren gözlük olmasını, gazetecilerin saray için resmi tarih yazan vaka-i nüvisler olmasını istiyor.

Bir kez daha söyleyelim. Teslim olmayacağız, kazanamayacaksınız.

Her ihtiyaç bir araç yaratır. Siz kapattıkça, engelledikçe yeni araçlar bulacağız. Haberleri duvarlara yazacağız, cep telefonundan yayın yapacağız, meydanlarda haberlerimizi yüksek sesle okuyacağız. Ama gerçekleri halka ulaştırmaya devam edeceğiz.

DİSK Basın-İş

Ürdün'ün başkenti Amman'da silahlı saldırıya uğrayan gazeteci-yazar Nahed Hattar'ın hayatını kaybettiği belirtildi.

AA'nın haberine göre Ürdün resmi haber ajansı PETRA'da yer alan habere göre, başkent Amman'ın şehir merkezinde yer alan Adalet Sarayı'nın önünde silahlı bir kişinin saldırısına uğrayan Hattar olay yerinde yaşamını yitirirken, saldırgan emniyet güçleri tarafından gözaltına alındı.

Ürdün Emniyet Genel Müdürlüğü Basın İdaresi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Silahlı bir şahıs, sabah saatlerinde Adalet Sarayı'na duruşma için gelen gazeteci-yazar Nahed Hattar'a üç el ateş açtı. Hastaneye kaldırılan Hattar, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı" denildi.

Açıklamada, saldırganın emniyet güçleri tarafından gözaltına alınarak sorguya alındığı aktarıldı.

Gazeteciler Sendikasında Açıklama

Ürdün Gazeteciler Sendikası Başkanı Tarık el-Mumini, yaptığı açıklamada, olayı şiddetle kınadıklarını dile getirerek, düşünce farklılıkların bu aşamaya ulaşmasının kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Fetva Dairesinden Açıklama

Ürdün Fetva Dairesi, gazeteci-yazar Nahed Hattar'ın silahlı saldırı sonucu öldürülmesini kınayarak, İslam dininin söz konusu saldırıdan uzak olduğunu belirtti.

Ürdün Fetva Dairesi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Rahmet, adalet ve hoşgörü dini olan İslam insan canına yönelik saldırıya izin vermiyor. Aynı şekilde şahısların kendilerini hakim olarak görüp insanları hesaba çekmesini de engelliyor. Çünkü bu durum, toplumda kaosa, bozulmaya ve toplum fertleri arasında fitne çıkmasına yol açar" denildi. "Ürdün toplumuna, bütün din mensupları ve kesimleriyle teröre karşı Haşimi yönetiminin arkasında birlik olma" çağrısı yapılan açıklamada, "İslam dini bu çirkin saldırıdan beridir" ifadelerine yer verildi.

İhvan'dan Açıklama

Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın (İhvan) siyasi kanadı İslami Çalışma Cephesi'nden (İÇC) yapılan yazılı açıklamada, "Partimiz, yazar Hattar'ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırıyı kınıyor. Kanunların ihlal edilmesini, yargı ve güvenlik kurumlarından rol çalınmasını kabul etmiyoruz" ifadeleri kullanıldı.

Ne Olmuştu?

Ürdün makamları, 13 Ağustos'ta sosyal paylaşım sitesi Facebook sayfasında İslami değerlere ve Allah'a yönelik hakaret içerikli paylaşımları üzerine "ırkçı ve mezhep kışkırtması" suçlamasıyla gözaltına alınan Hattar'ı kefaletle serbest bırakmıştı.

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak için yapılan Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği çalışmasına katılan gazetecilerin yargılanmasına Genel Başkanımız Faruk Eren ile devam edildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesinde meslektaşlarımız ve meslek örgütlerinin temsilcileriyle Çağlayan Adliyesi önündeydik.

Davayı izlemek üzere TGC Genel Başkanı Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGS Genel Başkanı Uğur Güç, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, DİSK’e bağlı Sine Sen, Cam Keramik İş ve Gıda İş sendikalarının yöneticileri, KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Fadime Kavak ve bu cumartesi 600. defa buluşacak olan Cumartesi Anneleri Çağlayan’daydı.

Yağmur altında kısa bir konuşma yapan Eren, “Demokrasi ve basın özgürlüğü için buradayız, bir aradayız” dedi.

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “Basının ifade özgürlüğü Anayasa teminatı altında olmasına rağmen, bugün bu arkadaşlarımızın ifadeye çağrılması ve duruşmada ifade vermesini Anayasa ihlali olarak görüyoruz” derken bundan sonra da gazetecilerle dayanışmayı sürdüreceklerini kaydetti.

Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız ise gazetecilerin özgürlük arayışı ile kendilerinin adalet arayışının birbirinden farklı düşünülemeyeceğini belirtti, “Özgür basını engelleyerek bizim de sesimizi kısmaya çalışıyorlar. Nasıl onlar bizim yanımızdaysa, biz de onların yanındayız” dedi.

Açıklamanın ardından duruşmaya geçildi. Mahkemede Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün çok sefil durumda olduğunu söyleyen Eren, 100’den fazla gazetecinin hapiste olduğunu, gazetecilerin her dönemde katliama maruz kaldığını, Özgür Gündem’in bu tarih içerisinde özel bir anlamı olduğunu söyledi. “Çalışanları öldürülmüş, kendisi kapatılmış olan Özgür Gündem ile dayanışma halindeyim” dedi. Dava 25 Ekim tarihine ertelendi.

Sendikamızın çağrısıyla gazeteciler ve emek-meslek örgütlerinin temsilcileri basın özgürlüğünü mücadelesinin olanaklarını tartışmak üzere bir araya geldi. Forum şeklinde gerçekleşen toplantıda basın-ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı mücadelelerini büyütecek öneriler getirdi. Forumda alınan kararlar bir sonuç metniyle kamuoyuyla paylaşılacak.

Saray iktidarının basın ve ifade özgürlüklerine yönelik saldırıları ve Özgür Gündem Nöbetçi Yayın Yönetmenliği çalışmasına katılan gazetecilerin yargılanmasına karşı üç günlük “Basın Özgürlüğü İçin Dayanışma Buluşması” düzenleyen sendikamız bu kapsamda bir buluşma gerçekleştirdi.

21 Eylül Çarşamba günü Taksim’deki Aynalı Geçit Toplantı Salonu’ndaki foruma gazetecilik emek-meslek örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda gazeteci katıldı.

Moderatörlüğünü Yönetim Kurulu üyemiz Ayşe Düzkan’ın üstlendiği forumda gazeteciler iktidarın baskılarına karşı mücadelenin yöntemleri ve araçları üzerine tartışmalar yürüttü.

Forumun açılış konuşmasını yapan Genel Başkanımız Faruk Eren, Çağlayan Adliyesi’nde üç gün boyunca görülen Nöbetçi Yayın Yönetmenliği, Dündar-Gül ve Oda TV davalarına dikkat çekerek adliyelerin tüm mesailerini gazetecilere ayırır hale geldiğini söyledi. Baskıları durdurmak için yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Eren, “Türkiye durumunu belirten bir deklarasyon ilan edelim. Ülkeye ve dünyaya yaşananları gösterelim” önermesinde bulundu.

KESK/Haber-Sen İstanbul 5 Nolu Şube Başkanı Engin Başçı, KESK üyelerine yönelik saldırılara karşı yürütülen mücadelenin gazetecilerin mücadelesinden farksız düşünülemeyeceğini söyledi. Başçı, “Sorun ifade özgürlüğü sorunudur. Alana çıkmaksa alana çıkmak, adliyede sorunları paylaşmaksa paylaşmak ama dayanışmayı büyütmek gerekir. Başka çaremiz yok” dedi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ilk defa bir iktidarın her görüşten gazeteciyi hedef aldığına tanık olduklarını, buna karşı hiçbir görüş ayırt etmeksizin tüm gazetecilerin savunulması gerektiğini belirtti. Güneş, tüm meslektaşlarıyla dayanışma içinde olma ve bu dayanışmayı görünür kılmanın öneminden söz etti.

TGS İstanbul Şube Başkanı Gökhan Durmuş, darbe girişimi sonrasında 3 bin civarında gazetecinin işsiz kaldığına dikkat çekerken, dışarıdaki gazetecilerin de özgür olmadığını ifade etti.

Gazetecilerden mücadeleyi büyütecek, sesi güçlendirecek öneriler

Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol davalarda salonları doldurmanın ve kamuoyu yaratmanın kararları etkilediğini dile getirdi. Aykol, yazılacak ortak metinlerin uluslararası kuruluşlara iletilmesi gerektiğini ancak bununla sınırlı kalmayarak sivil itaatsizlik eylemlerine geçilebileceğini kaydetti.

Evrensel gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat gazetecilerin gözaltına alınmasıyla mesleğin itibarsızlaştırıldığının altını çizdiği konuşmasında gözaltı anlarında hızlı refleksler gösterilmesi ve sosyal medyanın daha etkin kullanılması önermelerinde bulundu.

Gazeteci Elif Ilgaz Peri haber alma özgürlüğünün iyi yansıtılmadığını belirterek örgütlenmenin önemine atıf yaptı: “Dokunsak yanacağız dönemindeyiz. Sendikal anlamda örgütlülük sağlamamız gerekiyor. Yapısal bir sorun olduğunu görüyorum. Gazetecilerin örgütlenme problemi olduğunu görüyoruz. Her gazetecinin sendikaya üye olması gerekiyor.”

 

Agos Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan da tüm örgütlerin içinde olduğu bir platformun Çağlayan Adliyesi’nde bilgilendirme açıklaması yapması gerektiğini, haftada bir tutuklu gazetecilerin durumlarına ilişkin bilgilendirme yapılmasının ihtiyaç olduğunu, böylece daha önce eylemlere katılmayan gazetecilerin de sürece dahil edilebileceğini ifade etti.

Gazeteci Celal Başlangıç ise gazetecilerin açlık grevine girmesini önerdi, “Toplumun değişik kesimlerinin de haber alma hakkı için buna katılması gerekir. Bunu yaygınlaştıramazsak yalnızlaşırız” dedi.

Son olarak gazeteci Ayşe Yıldırım söz aldı. Yıldırım, “Sayımız az ama sesimizin gür çıktığı alanlarımız var. Sosyal medya, haber nöbeti ve nöbetçi yayın yönetmenliği güçlü olduğumuz pratiklerdir. Bunları uluslararası alana yayalım. Haftada bir, bir ülkeden gazeteci gelip nöbet tutar. Uluslararası bir sempozyum da bunu güçlendirebilir” dedi.

Forum alınan kararların katılımcılar tarafından değerlendirilmesiyle sona erdi.

Kaynak: Sendika.org, DİHA

Diğer Makaleler...