Sidebar

19
Cts, Ağu

'1 Ocak: 31 gazeteci yeni yılı hapishanelerde karşıladı!” Ne yazık ki şimdi bu sayının üç katından fazla gazeteci hapishanelerde.'

DİSK Basın-İş’in 2016 almanağı şöyle başlıyor: “1 Ocak: 31 gazeteci yeni yılı hapishanelerde karşıladı!” Ne yazık ki şimdi bu sayının üç katından fazla gazeteci hapishanelerde. Sadece gazeteciler değil, gazete davalarından yargılanan Aslı Erdoğan gibi yazarlar, Necmiye Alpay gibi bilim insanları da hapishanelerde.

Yaşadığımız trajik dönem gibi her yeni durumla karşılaşınca geçmişe bakıp, başka bir benzer olay ararız. Benzerlikler bulunur da… Ama hiçbir yeni durum bir öncekinin aynısı değildir. Türkiye’de basın üzerine baskılar da yeni değil. Birkaç istisnai yıl dışında gazeteciler, yazarlar, aydınlar hep mahkemeler, hapishanelerle anılmıştır.

Bazıları içinden geçtiğimiz durumu birçok açıdan DP iktidarı dönemiyle karşılaştırır. Ben de basın ve ifade özgürlüğü yönünden kısa bir hatırlatma yapmak isterim. Bu konuda çok şey yazılmıştır ama elimizde hemen, internetten ulaşabileceğimiz harika bir makale var: Nuran Yıldız’ın “Demokrat Parti İktidarı (1950-1960) ve Basın. Tüm gazetecilerin okumasını öneririm.

DP daha iktidara gelmeden CHP, gazetelerin nasıl kapatılacağını düzenleyen bir yasa çıkarır. Aslında bu yasa gazetelerin hükümet tarafından değil, mahkemeler tarafından kapatılmasını öngörüyordu. Yani ‘ileri’ bir adımdı. Ama bu durum bile yeni kurulan Demokrat Partiyi rahatsız etmişti. Menderes, “Gazete ve dergilerin kapatılabilmesi basın hürriyeti için gayet ağır bir baskıdır. Çünkü gazetelerin kısa bir zaman için dahi kapatılması, onun mahfına kadar gidebilir” diyordu. (Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi. Aktaran Nuran Yıldız)
İktidara gelmeden önce bu kadar demokrat olan Demokrat Parti, iktidardayken ne yaptı peki? İktidarının ilk günlerindeki cicim ayları kısa sürdü. Bir süre sonra selefi gibi gazeteleri ve dergileri devlet ilanları, kağıt tahsisleri gibi yöntemlerle baskı altına almaya başladı. Basın ve ifade özgürlüğünü sınırlayan yasaları art arda çıkarmaya başladı. Neredeyse her muhalif yazı, haber soruşturma konusu olmaya başladı. Sadece 1954-1958 yılları arasında 1161 gazeteci hakkında kovuşturma yapıldı. Bunlardan 238’i hapishanelere atıldı. 1950-1960 arasında 2 bin 300 basın davası açıldı, 867 gazeteci hapishanelere atıldı. (Orhan Koloğlu – Aktaran Nuran Yıldız) Hapishanelere atılan gazeteciler arasında 80 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın, 75 yaşındaki Ahmet Emin Yalman da vardı.

Ne kadar benziyor bu güne değil mi? Ama sadece benziyor. İktidar dersini çalışmış. Menderes’in tüm şiddetine rağmen, gazeteler, dergiler yayın hayatına devam etti. Hem de muhalefet ederek. AKP ise iktidar olduğu günden bu yana önce yayın organlarını ele geçirdi, ya da (Doğan grubu gibi) mali açından baskı uygulayarak yanına çekti. Toplumun farklı sesler duyabileceği televizyon kanallarını, gazeteleri, radyoları, internet sitelerini parti parti kapattı. Artık AKP borazanlığı yapmayan birkaç gazete, birkaç internet sitesi kaldı. Onların da ne olacağı belli değil, Cumhuriyet örneğinde olduğu gibi…

Karamsar bir tablo. Ama aslında iktidarın bu baskısı korkusundan. Bu da umutlu olmamız için bir neden. Ülke yalanla yönetiliyor. Ve her level’da yalanların dozu biraz daha artıyor. Gazetecilere bu kadar azgınca saldırının nedeni de bu. Ve bu ülkede bütün baskılara, hapishane hatta ölüm tehditlerine karşı gazetecilik yapmaya, gerçekleri kamuoyuna duyurmaya devam edecek çok gazeteci var. Ve yalanları bu gazeteciler ifşa edecek yine.

Bu ülkede yüz binlerce kişi tarihe Gezi isyanı diye geçen dönemde sokaklara döküldü. 10 genç kardeşimizi yitirdik ama geri adım attırdık. Daha dün utanç yasası kadınların öfkesi nedeniyle geri çekildi. Yani, umutlu olmak için çok nedenimiz var. Umarım hapishanelerde tutulan meslektaşlarımızla 2017’yi dışarıda kadeh tokuşturarak karşılarız. Ne yazık ki olağanüstü gelişmeler olmazsa, bu gerçekleşmeyecek. Ama kısa zamanda dışarıda birlikte olacağız. Gazeteciler gerçekleri yazmaya devam edecek. Çünkü “gerçekler devrimcidir!”