Sidebar

26
Cu, Nis

Warning: strpos(): Empty needle in /home/u7204520/public_html/templates/ja_teline_v/html/layouts/joomla/content/item/default.php on line 34

DİSK geçtiğimiz genel kurulda kendisini, sınıfı, kadınları ileriye taşıyacak bu adımı atmayarak, önemli bir fırsatı kaçırmış oldu. Fakat DİSK’i içinde bulunduğu durumdan çıkarmak isteyenler de DİSK’i sınıf mücadelesinin en ileri mevzisi haline getirmek isteyenler de bilmelidir ki, kadınların mücadelesi sınıfın mücadelesidir ve gerçek bir işçi sınıfı hareketi onun en dinamik tümleyenlerinden birisi olan kadın işçilerin de omuzladığı bir DİSK’le büyüyecektir

DİSK içerisindeki kadınların durumu ve “DİSK’in kadın sorunu” üzerine düşünürken aklıma 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tarihçesine dair tartışmalar geldi. DİSK Genel Kurul salonundaki delegelere anlatmak istediğim her şeyi yüz yıl önce bir kadın çok daha güzel anlatmıştı.

Çiğdem Çidamlı’nın aktarımıyla [1] okuyup öğrendiğimiz 1907 ve 1910 Uluslararası Sosyalist Kadınlar Kongreleri’nde kadınların kutlaması için özel bir “kadın günü” öneren Clara Zetkin’i destekleyen Rus delegasyonunun önemli ismi ve ilk kadınlar günü örgütleyicilerinden Aleksandra Kollantai’nin şu sözleri aslında 8 Mart Dünya Kadınlar gününün temellerini atarken bugüne ışık tutmaya devam ediyordu. …

“Kadınlar Günü” nedir? Gerçekten gerekli midir? Burjuva sınıftan kadınlara, feministlere ve sufrajetlere (liberal politik kadın hakları hareketi) verilmiş bir taviz değil midir? İşçi hareketinin birliğine zarar mı vermektedir* (…) “Kadınlar Günü” proleter kadın hareketinin uzun, maddi zincirindeki bir halkadır. Kadın işçilerin örgütlü ordusu her yıl biraz daha büyüyor. (…) Kadınların maruz kaldığı geri kalmışlık ve hak yoksunluğu, ezilmişlikleri ve kayıtsızlıkları işçi sınıfına hiçbir yarar sağlamıyor; tersine, ona doğrudan doğruya zarar veriyor. Ama kadın işçi harekete nasıl dahil edilecek, nasıl uyandırılacak? İşçi örgütlenmeleri kadın işçilere açıldı, ama sadece birkaçı bunlara katıldılar. Neden? Çünkü işçi sınıfı ilk anda kadın işçinin bu sınıfın yasal ve toplumsal açıdan en çok ezilmiş üyesi olduğunu, yüzyıllar boyunca dövülmüş, aşağılanmış ve infaz edilmiş olduğunu ve onun kalbiyle zihnini harekete geçirmek için özel bir yaklaşımın gerekli olduğunu; onun bir kadın olarak kavranabilir kelimelere ihtiyaç duyduğunu… kadının sadece emek gücünün satıcısı olarak değil, anne olarak ve kadın olarak da ezildiğini anlamadılar… (…) Çalışan sınıflardan kadınlar arasında yapılacak her türlü özel, ayrışmış çalışma biçimi onun bir kadın işçi olarak sahip olduğu bilinci yükseltmenin bir aracı olduğu gibi, onu daha iyi bir gelecek için verilen kavgaya katmanın da yoludur. … Kadınlar Günü ve kadın işçinin öz-bilincini yükseltmeyi amaçlayan adım adım ve sürekli çalışmalar, işçi sınıfının bölünmesi değil, birleşmesi davasına hizmet etmektedir. Bırakalım, hem ortak sınıf davasına hizmet etmekten, hem de kendi kadınca kurtuluşu için dövüşmekten kaynaklanan coşku, kadın işçilerin Kadınlar Günü kutlamalarına esin kaynağı olsun.”

Kadın mücadelesi: Tarihsel miras güncel görev

Kadın mücadelesini sınıfı bölen değil birleştiren, güçlendiren bir mücadele olarak görmemizin yanı sıra tarihsel anlamıyla beraber bugün içinde bulunduğumuz konjonktür de bu tarihselliği aşan bir göreve işaret ediyor. Çünkü İktidarın kadın düşmanlığını neoliberal-muhafazakar dönüşümün kurucu bir unsuru olarak kullandığı bir dönemde, kadın militanlığının tüm direniş cephelerinde öne çıktığı bir tarihsel ana tanıklık ediyor. Ve böylesi bir anda DİSK Genel kurulunun kadın mücadelesini sendikal mücadelenin etkili bir bileşeni olmaktan alı koyan tavrı ve eksikli bakış açısını tartışmak DİSK içindeki kadınların mücadelesini tarihe not düşmek önemli bir sorumluluk.

Bu bağlamda üzerine çokça şey yazılan DİSK’in 15’inci genel kurulu Türkiye’de kadın-sendika arasındaki sorunlu ilişkinin aşıldığı değil yeniden üretildiği bir mecra olarak kayıtlara geçti. DİSK Genel Kurulu’nun son günü 3 sendikanın genel kurul salonunu terk etmesiyle ortaya çıkan sendikalar arasındaki saflaşmaya aykırı tek tablo kadın sorunu karşısında aynı olumsuz tavrı sergileyerek yaşanılan doğal ortaklaşma oldu.

Lütuf değil kurumsal kadın politikası

Genel kurulda, kadınlara özgü bir danışma kurulunun DİSK tüzüğünde tanımlanması talebinin reddedilmesi ile en somut karşılığını bulan bu erkek egemen sendikal anlayış aslında salonda üç gün boyunca farklı vesilelerle kendisini göstermişti. Kadınların tüzük değişikliği önerisini oy çokluğu ile reddeden tüzük komisyonu, komisyonun red kararı üzerine Divan’ın inisiyatifiyle önergenin bir kez de genel kurul salonunda oylatılması yapılan oylama sonrası Sosyal İş sendikasının başkanının itirazı ile oylamanın tekrarlattırılarak tüzük değişikliğinin iki kere reddedilmesi aslında DİSK içerisindeki erkek egemen bürokratik yapının en sarsıcı sonucuydu.

396 delege ile toplanan salonda kadın delegelerin sayısı yalnızca 42’ydi. Kadın temsiliyetinin azlığı sadece nicel bir veri değil aynı zamanda kadınların talepleri karşısında takınılan tavırdan kürsü kullanımına, tarafların birbirine yönelik tutumlarına yansıyan bir niteliğe de işaret ediyordu. Kadının ezilmişliğinin tarihsel bir göstergesi olarak söz ve karar mekanizmalarının dışında kalması genel kurulda bir kez daha kadınların taleplerinin yok sayılmasıyla kendini göstermiş oldu.

Genel kurul salonunda ortaya çıkan sorun kişilerden ve sendikalardan içkin, daha büyük bir soruna işaret ediyordu. Ne olacaktı bu DİSK’in erkeklik halleri ve kadınları görmezden gelen, ‘iyi niyetli’ ama bir özne olarak konumlandırmaktan uzak bakış açıları. DİSK’te 7 yıldır fiili olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’de çalışma yürüten onlarca kadının katılımıyla toplanan DİSK Kadın Komisyonu’nun tüzükte de tanımlanarak hukuki bir güvenceye kavuşturulması talebi karşısında sergilenen tavır aslında DİSK’in gayri resmi kadın politikasının özeti gibiydi. (Zira resmi bir politikası yok) “Zaten kadın komisyonu faaliyeti yapıyorsunuz, biz sendikalar ve sendika yöneticileri her türlü iyi niyetle buna “izin veriyoruz” bir de bunu tüzüğe geçirip kadınlardan oluşan bir karar organı tanımlanmasına ne gerek var. Kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesinin teminatı DİSK’in neredeyse tamamı erkeklerden oluşan yöneticileri olsun ama tüzükte ve kurumsal işleyişte kadınlar yer almasın” şeklinde özetlenebilecek bir anlayıştı bu.

Tek ortaklaşma kadınların talepleri karşısında yaşandı

Bu anlayış kadınlara örgütlü bir sendikal özne olma fırsatı vermezken, salonda ve genel kurul sonrasında yaşananlar da aynı eril tavrın yeniden üretilmesinden daha fazlası değildi. Genel kurulda en nihayetinde 1 kadın 7 erkekten oluşan bir tüzük komisyonu kadınların tüzük önerisini reddetmişti. Erkekler kadınların taleplerini değerlendirme noktasında kadınlar adına da karar almada sakınca görmemiş, kadınların tüzük değişikliği önerisine sıcak bakan sendikalar da bu öneriye şiddetle karşı çıkan diğer erkekleri belli ki zor duruma düşürmek istememişti. Bu anlayış en hafif tabiriyle kadın işçiler danışma kurulu önergesinin bir erkek ittifakıyla reddedilmesi anlamına geliyor. Bu erkek ittifakının harcını oluşturan erkek egemen söylem ve tutum da genel kurul salonunda birçok defa kendini hissettirdi. Örneğin salona hitap eden bir sendika şube başkanı -tüm niyetinden bağımsız olarak- Hasan Hüseyin’in Kavel şiirine gönderme yaparak “işim benim namusumdur, karım benim namusumdur, DİSK benim namusumdur” sözlerine tepki gösteren kadınları art niyetlİ buldu. Alınganlıkla itham etti. Bu yaklaşım kadınların “kimsenin namusu olmayacağız” talebini politik bir iddia bir mücadele konusu olarak kavramamaktaki ısrarın bir göstergesiydi. Demek ki namus uğruna öldürülen, katledilen binlerce kadının anısıyla beraber yürütülen yaşam kavgamız, kadın cinayetlerinin baş bahanesi olan “namus”la yürüttüğümüz hesaplaşma, DİSK’in gündemi olamamıştı. İtirazımız acıdır ki DİSK’te politik sürtüşmenin bir bahanesi olarak görülecekti.

Solculuğu, demokratlığı, emekten yana politik tercihini, içindeki erkeklikle hesaplaşmadan devam ettirenler kadınların sendikalar içerisinde kendileri için bir özörgüte dair duydukları ihtiyaç ve talebi de ya sendikalar arası sürtüşmenin bir vesilesi olarak algıladı ya kadın sorununu sınıf dışı bir konu olarak algılayan eksik bir sınıf perspektifinden yola çıkarak itirazda bulundu ya da kadın işçiler kurulu/komisyonuna aslında kadınların ihtiyacı olmadığına varan ve aslında gücünü erkek egemenliğinden alan gerekçeler sıraladı.

Kadın düşmanı iktidara karşı kadınları güçlendirme görevi

Her gün 4 kadının öldürüldüğü, kadınların namus, töre uğruna katledildiği, tacize tecavüze uğrayan kadınların ‘suçlu’ muamelesi gördüğü bir ülkede yaşıyoruz. Kadınların gülmesi, hamilelikleri, çalışmaları, kılık kıyafetleri, nasıl doğum yapacakları iktidar partisine mensup her düzeyden erkeğin dilindeki konular haline geldi. Kadınlar bu denli kuşatılırken bir yandan da bu kuşatmadan güç alarak sermaye-iktidar işbirliği ile esnek-güvencesiz çalışma cenderesine sürülmekte.

Annelik, çocuk ve yaşlı bakımı gibi toplumsal cinsiyet rollerinin gereği olarak “kadının sorumluluğu” olarak görülen işler bahane edilerek kadınlar “aile yaşamıyla uyumlu çalışma” söylemi adı altında esnek çalışmaya entegre ediliyor. Bir zaman sonra Türkiye işçi sınıfının tamamının çalışma koşullarını aşağıya doğru çekecek biçimde bu yeni çalışma düzeni doğum iznine dair torba yasada yapılan değişiklikte olduğu gibi kadınlardan başlayarak yerleşik hale getiriliyor.

Yoksullaşan ve güvencesizleşen kadınlar hızla işçileşirken başta hizmet sektörü ve enformel çalışmanın yaygın olduğu sektörler olmak üzere tüm iş kollarında kadın işçilerin sayısı artıyor.

Kadın emeğine dönük bu saldırı dalgası kadınların mücadelesini her zamankinden daha kuvvetli bir bağla işçi sınıfının mücadelesine bağlıyor. Kadınlar iktidar-sermaye tarafından bu denli saldırı altındayken yaşamın her alanında, işyerlerimizde ve sendikalarımızda kadınların konumunu güçlendirecek icraatlara daha fazla ihtiyaç vardı.

Adının önünde devrimci, sosyalist, solcu olan her birey ve kurum, bu kimliğin ve verdikleri mücadelenin doğal bir gereği olarak bugün kadınları güçlendirecek, onların toplumsal yaşamdaki öznelik konumunu pekiştirecek, eşitlik mücadelelerine omuz verecek adımlar atma göreviyle karşı karşıya.

DİSK geçtiğimiz genel kurulda kendisini, sınıfı, kadınları ileriye taşıyacak bu adımı atmayarak, önemli bir fırsatı kaçırmış oldu. Fakat DİSK’i içinde bulunduğu durumdan çıkarmak isteyenler de DİSK’i sınıf mücadelesinin en ileri mevzisi haline getirmek isteyenler de bilmelidir ki, kadınların mücadelesi sınıfın mücadelesidir ve gerçek bir işçi sınıfı hareketi onun en dinamik tümleyenlerinden birisi olan kadın işçilerin de omuzladığı bir DİSK’le büyüyecektir. Yarın bir gün işçi sınıfının DİSK’ini yaratacaksak bunu kadınların, Kürtlerin Alevilerin, göçmenlerin, kısaca sınıfı güvencesizlik ekseninde birleştiren ama cinsiyet, cinsel yönelim, etnik mezhepsel kimlik üzerinden bölenlere karşı verilecek birleşik bir mücadelenin DİSK’ini kurarak başaracağız.

DİSK’in eşitlik, özgürlük arayışı içindeki kadın işçilerin buluştuğu zeminlerden birisi olması sınıf mücadelesini ya da DİSK’i zayıflatmaz aksine güçlendirir.

DİSK Basın İş Genel Sekreteri

DİSK 15. Olağan Genel Kurul Tüzük Komisyonu üyesi

[1] http://sendika9.org/2008/03/bir-ayrisma-ve-butunlesme-oykusu-8-mart-2-enternasyonal-ve-sosyalist-kadin-hareketi-cigdem-cidamli/