Sidebar

20
Pzt, Kas

Baskı ve korku ortamında hemen herkes, her kavram, her değer ve meslek için olduğu gibi gazetecilik de büyük bir sınav veriyor. OHAL koşullarında, tıpkı savaşlarda olduğu gibi ilk öldürülen ‘gerçekler’ oluyor. Bu koşullarda gördüğünü yazmak, gerçekleri halka ulaştırmak büyük bedeller gerektiriyor.

Gazeteciliğin sınavı tam da bu noktada politik bir durum kazanıyor. Saldırının kaynağının siyasal iktidar olmasının yanında, saldırıya maruz kalanların gerçekleri savunma dirayeti de başlı başına bu durumun politik bir durum olduğunu ortaya koyduğu gibi gerçeklerin savunusuna devrimci bir nitelik de kazandırıyor.

Baskı ortamı herkesin malumu. Kimisi bu baskı ve korku iklimine ayak uydurmayı, hatta arkadaşını ihbar etmeyi seçerken büyük kesim ‘ölü taklidi’ yapmayı tercih ediyordu. Fakat bu havalarda direnenler de vardı.

Böyle bir iklimde Cumhuriyet ve Özgür Gündem davaları aynı güne denk geldi. Sabah, davadan önce bir basın açıklaması yapıldı. Gelen konuklar genelde Cumhuriyet’ten bahsettiler. Özgür Gündem’in adı, açıklama dışında birkaç konuşmada ve tuttuğumuz dövizlerin bir kısmında vardı. Davalara geçildiğinde Cumhuriyet davası izleyicileri de avukatları da çoktu. İki davadan Özgür Gündem davasına katılmayı tercih ettim. Ne mutlu ki İnan’ın güzel savunmasını canlı olarak dinleyebildim. Özgür Gündem davasında İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı tahliye olurken Cumhuriyet davasında Akın Atalay, Ahmet Şık, Murat Sabuncu ve Emre İper’in tutukluluklarının devamına karar verildi. Özgür Gündem davasında tutuklu kalmazken Cumhuriyet davası 25-26 Aralık’a ertelendi.

Elbette Cumhuriyet davasındaki gazeteciler de en başında beri yaptıkları gibi hukuk dersi vermeye devam ettiler. Hatta Cumhuriyet davaları için deneyimli avukatların ve çokça abes hukuk dışı durumun bulunduğu ve çokça talebesinin olduğu bir hukuk dersi diyebiliriz.

İki davada da mahkemeler örgüt yaratmaya çabalasalar da iki davadaki gazeteci arkadaşlarımız gazeteci olduklarını ve gerçekleri yazmaya devam edeceklerini her celsede tutanaklara tokat gibi çarpmasını bildi.

Davalarda genelde yargılanana ve yargılayana odaklanılır. Oysa bu süreçte emeği geçen isimsiz birçok kişi var. Gazetecilerle dayanışma gösterenler, davayı izleyenler, basın açıklamasına katılanlar, iktidar medyasının görünmezleştirdiği bu davalardan yüzbinlerce kişinin haberinin olmasını sağlayanlar mesela. Mesela davayı takip eden gazetecilere gece çekimi için telefon ışığı sağlayan matbaa işçileri. Mesela aynı gün bastığı bir kitaptan dolayı tutuksuz yargılanan ve davası bittikten sonra gazetecilerin yargılandığı davaları izleyen bir matbaa sorumlusu…

Yargılanan gazetecilerin dik duruşları ve oluşturulan dayanışmanın korku iklimine rağmen azalmadan sürmesi suya yazılmış yazılar değil, özgür basının geleceğini şekillendirecek umudun yaratımı sürecinin ufak adımlarıdır. Gerçek savunucularının dik duruşları ve onlarla dayanışma içinde olanların yarattıkları umut odakları büyük mutlaka bir güç oluşturacak. Bu süreç kendi özgün gazetecilik kuşağını yaratacak. Tarih, kalemini kırdırmayan gazetecileri de kalemin satanları da yazacak…

Gazetecilerden silahlı örgüt yaratmak isteyen mahkemelere karşı Özgür Gündem davasında yargılanan İnan Kızılkaya’nın dediği gibi ‘’Bizim tek silahımız kalemimiz, kalemimizi kıramayacaklar’’