Sidebar

17
Pz, Kas

AKP iktidarının 31 Mart yerel seçimlerinde aldığı yenilgide kendi tabanı içinde de gelişen Suriyeli alerjisinin payı olduğu ortaya çıkınca, bizzat iktidar tarafından “Suriyelileri geri gönderme” tartışması başlatıldı. Muhalefetin de büyük ölçüde desteklediği bu tartışma, sahadaki gerçeklere uygun bir çözüm geliştirme kaygısıyla örgütlenmiyor tabii ki. Asıl olarak toplumun geniş kesimleri içinde gelişen yabancı düşmanlığına hitap eden gerici-popülist bir siyasetin gereği olarak kamuoyunun önüne getiriliyor.

Ne yazık ki Türkiye’deki etkili kimi gazeteciler de Suriye savaşı, Suriyeli sığınmacıların durumu ve Türkiye’deki cihatçı sorununa ilişkin olarak gizlenen ya da çarpıtılan gerçekleri açığa çıkarmak yerine iktidarın demagojisine ve kitleleri etkisi altına alan şoven rüzgarlara çanak tutabiliyor.

Mesele çok boyutlu ve geniş kapsamlı, bu yazının konusu da zaten Türkiyeli gazetecilere yönelik bir eleştiriyle sınırlı. Bu eleştiri gerekli, çünkü sorunun bu kadar çetrefil bir hale gelmesinde yapılmayan gazeteciliğin de bir payı var.

***

İzninizle Suriye, sığınmacılar ve Türkiyeli gazeteciler üzerine birkaç anı paylaşayım. Önce iddiam: Büyük laf edenlerin çoğu aslında pek bir şey bilmez! "Kaynak"larından ve ajanslardan aldıklarını satar, kitlelerin kulağına hoş gelecek şeyler söylerler. Popi'nin sırrı budur.

İdlip'in Antep'e sınır olduğunu iddia eden ex-Büyük Gazete Genel Yayın Yönetmeni de vardır; arka sokağındaki Valilik önünde Suriyeli sığınmacılar eylem yaptığında, dışarı çıkmayıp bunu İstanbul merkezli internet sitesinden copy-paste yapan yerel gazete de.

Türkiyeli gazeteciler sahada (Suriye değil Türkiye sahasında) neredeyse hiç yoktur. Mevzunun fazlasıyla civcivli olduğu 2016'da 7 ay Hatay'da bulundum. Avrupalı ve Ortadoğulu çok gazeteci geldi gitti. Bir de DİHA’dan (Türkçe yazan Kürt gazeteci dostum) Erdoğan Alayumat vardı. Türk gazeteciye hasret kaldım.

Bölgede sığınmacılara yönelik politika Rus bombardımanlarının ardından Mart 2016'da değişti. Sığınmacı girişleri durduruldu. Sınıra örülen duvar inşaatı hızlandırıldı. Daha önce de zorla "gönüllü olarak dönüyorum" belgeleri imzalatıp geri gönderme uygulaması vardı ancak o dönemde hızlandı. Bunu ise ilk olarak Hollandalı gazeteciler haber yaptı. Sığınmacı trafiğine engel kondu ama cihatçı trafiği aksamadı.

Sığınmacılar için kurulan kamplar yetersiz ve pislik içindeydi. Hastanelerde öncelikli denen sığınmacılar, yataklı tedavi gerektiren durumlarda, yerde yatıyordu. Bunu DİHA'dan Erdoğan Alayumat haber yaptı. Asıl özen cihatçılara yönelik silah sevkıyatındaydı. Onu da haber yaptı ve tutuklandı.

Cihatçılardan başkasının güvenliği tartışmalıydı. Sığınmacılara yönelik yaygın cinsel istismar, fiziksel şiddet, sigortasız çalıştırma ve ücret gaspı, ve dahi silahlı saldırılar insan hakları örgütlerinin raporlarında ve alternatif medyada sınırlı kalıyordu.

Tehdit büyüktü, olay karmaşıktı, haber çoktu ama ortada pek haberci yoktu. Olan da çoğunlukla yabancılardı. Bu durumun da etkisiyle kentteki bir dizi kitle örgütünün, haberini yayımlatamayan yerel gazetecinin ve kanaat önderinin katkısıyla üç dilli (Türkçe, İngilizce, Almanca) üç ayrı rapor hazırladık.

Raporlarda geri gönderme merkezlerinin Yabancı Terörist Savaşçılar için güvenli geçiş noktası (Brüksel Havalimanı Katliamı gibi Avrupa'daki pek çok IŞİD katliamında katiller bu noktalardan geçmişti), sığınmacılar için adeta işkencehane olduğuna değiniliyordu. Bunu maalesef yerli değil yabancı basın dikkate aldı.

Raporu bütün gazeteci arkadaşlara yolladık ama öncelikli olarak o zaman bizim gibi erişim engelleriyle boğuşan Sputnik Türkiye ve Alman DW meselenin üstüne gitti. Zaten mesele üzerine ciddi bir gazetecilik yapan Hediye Levent’in, Musa Özuğurlu’nun, Erk Acarer’in ve ayrıca İMC TV’nin ilgi ve katkılarını da anmak lazım. Hatay ve ilgili rapor üzerine haberler pek çok dilde yayımlandı. Türkçe haber sayısı yabancı dilde yayımlanan haber sayısının gerisinde kaldı. Bu rapor çalışmasından bağımsız olarak altında Hatay ya da Antakya ve Reyhanlı’da yapıldığı notu düşülen haberlerin pek çoğu da yabancı basındandı.

Cihatçılar meselesi ile sığınmacılar meselesini ayırarak anlatmak iyi bir gazetecilik faaliyeti ile mümkündü ve başımıza gelen pek çok felaketi engelleyebilirdi. Ancak etkili gazeteciler egemen siyasetin ve onun yönlendirdiği kitle psikolojisinin rüzgarına karşı durmadı.

Bir dönem "Suriyelilere kucak açtık" sözleri moda iken şimdi de "Suriyeliler dönmeli" demek moda. Bu tutumlar pek hayırlı bir işe yaramadığı gibi kamuoyunu hangi konuda aydınlattığı da tartışılır. Daha çok yanıltıcı bilgilerle destekleniyor. Dostları bu saflarda görmek de üzüyor.

Sınırlı deneyimimle söyleyeceğim şu ki; Türkiyeli gazeteciler Suriye savaşının Türkiye'ye etkileri ve sığınmacılar konusu üzerine yabancı gazetecilerin yaptığı kadar bile gazetecilik yapmadı. Yapmak istemedi. Devletin sopası ve kitle psikolojisi ile dalaşmak istemedi. Halimiz bu.