Sidebar

25
Prş, Nis

"Dünya Gazetesi'nin de bünyesinde yer aldığı Dünya Şirketler Grubu", 31 Mart tarihinde çalışanlarının önüne iki tip sözleşme dayattı. Bu sözleşmelerden ilki maaşların net tutar üzerinden değil de brüt tutar üzerinden verilmesini dayatarak maaşların azalmasını öngörüyor diğeri de çalışanların haftanın dört günü çalışmasını ve daha az maaş almasını öngörüyordu. İki sözleşmeyi de imzalamayan basın emekçilerinin işten çıkarılacağı ifade edildi.

Bu gelişmeler üzerine dayatılan sözleşmeyi imzalamayan ve aralarında üyelerimizin de olduğu 50 basın emekçisi keyfi bir biçimde işten çıkarıldı. İşten çıkarmalar üzerine 40'ı gazeteci 50 basın emekçisi, işten çıkarılma gerekçelerini öğrenmek istedi ancak Dünya gazetesi avukatları ve insan kaynakları müdürleri basın emekçilerinin üzerine yürüdü.

Ertesi gün işe gitmek isteyen basın emekçileri hiçbir gerekçe gösterilmeden işyerine alınmadı, hatta basın emekçilerinin gazete binasının bahçesinde durmaları bile engellendi.

Basın emekçileri dava hakkını kullanacaklarını söylediklerinde Genel Müdür Hülya Koç, "Dün yaşanan olayları unutalım" dedi. Genel müdürün bu ifadesi olayın keyfiyetini gözler önüne sermektedir. Öte yandan bu durum bir toplu işten çıkarma durumudur.

Finansal nedenlerden ötürü işten çıkarmaların gerçekleştiği ifade edilse de işten çıkarmaların gerekçesi ahlaka aykırı tutum ve davranışlar olarak gösterilmiştir. İçlerinde yıllarca o işyerinde çalıştırılan basın emekçileri nasıl oluyor da bir anda ve hep birlikte "bir ahlaksızlık" yapmıştır.

Dünya gazetesinin yaptığı gibi dayatılan sözleşmeler ve keyfi işten çıkarmaların yaşandığı Türkiye'deki basın işkolunda "özgür basın"dan söz edilemez.

Dünya gazetesini uyarıyoruz:

"Ya bu sözleşmeyi imzalarsın ya da bu diyardan gidersin" mantığını bir an önce terk edin. Keyfi işten çıkarmalar suçtur. Üyelerimizin ve basın emekçilerinin yaşadıkları haksızlıklara karşı mücadelemiz sürecektir.

DİSK Basın-İş

AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, CNNTürk'de katıldığı programda Taksim'i 1 Mayıs'a kapatma niyetini açıkladı. DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu ise "1 Mayıs’ın nerede kutlanacağına karar verecek olan sadece ve sadece işçi sınıfıdır!" dedi.

İşte Çerkezoğlu'nun açıklaması:

28 Mart 2014’te bir televizyon kanalına çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş 1 Mayıs kutlamaları ile ilgili olarak “Çok kalabalık halk kitlelerinin Taksim'e gelmesi günlük hayatı felç ediyor, kent ekonomisini sarsıyor" demiş ve Taksim’in bu sene de işçi sınıfına yasaklanacağının işaretini vermiştir.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olarak anlamak istemedikleri basit bir demokratik ilkenin altını bir kere daha çiziyoruz: 1 Mayıs’ın nerede kutlanacağına karar verecek olan sadece ve sadece işçi sınıfıdır!

Topbaş’ın bu açıklamada kullandığı “kent ekonomisinin sarsılması” ve “günlük hayatın felç olması” gerekçeleri başlı başına skandaldır. Unutulmamalıdır ki ekonomide üretilen tüm değerler işçilerin eseridir ve daha da önemlisi o gün işçiler için tatil günüdür. İşçi sınıfı 1 Mayıs’ta tatil hakkını, yani ekonomik faaliyetin bir günlüğüne durmasını mücadele ile kazanmıştır. Anlaşılan odur ki Kadir Topbaş ve temsil ettiği zihniyet işçi sınıfına kent meydanlarını da tatili de layık görmemektedir.

1 Mayıs’ta günlük “hayatı felç eden” tek güç ise işçiler değil silahlarıyla, TOMA’larıyla, barikatlarıyla şiddet gösterisine girişenler ve bu gösteri için tüm ulaşımı durduranlardır.

DİSK olarak her zaman olduğu gibi bir kez daha ilan ediyoruz ki Taksim 1 Mayıs alanıdır. İşçi sınıfının bedeller ödeyerek kazandığı 1 Mayıs meydanını her sene başka bir bahane üreterek işçilere kapatmak isteyenler sadece ve sadece yalanlarını ve işçi düşmanı olduklarını tescillemektedir.

Taksim’i işçi sınıfına yasakladıklarını seçim öncesinde ilan etmekten çekinmeyenlere yanıtı 30 Mart’ta ve 1 Mayıs’ta işçi sınıfı verecektir!

1 Mayıs yasakçısı Topbaş’a işçilerden oy yok!

İşçi düşmanı, yolsuzluğa batmış AKP’ye oy yok!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başlattığı medya sansürüne, devlet kurumları da değişik ölçeklerde katılmaya başladı. RTÜK, yıllardır süren davayı gerekçe göstererek Kanaltürk televizyonunun frekansını iptal etti, Bugün TV'ye kapatma cezası verdi. Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz ise yerel gazeteleri kapatmaya çalışarak 'Usta'sının izinde olduğunu gösterdi.

Siyasi iktidar ile cemaat arasında yaşanan savaş giderek boyutlanıyor. Her savaş gibi, kurban yine emekçiler oluyor.

Bolu'da yerel yayın yapan, Bolu Gündem, Bolu Olay ve Bolu Havadis gazetelerini, seçim öncesinde yayınladıkları, su şebekesi ile ilgili yolsuzluk haberlerinden biliyoruz. Yolsuzlukları ortaya dökülen belediye başkanı da Erdoğan'ın işaret fişeğini ateşlemesi ile birlikte harekete geçerek, üç gazeteyi cezalandırmaya, kapatmaya kalkıştı. Ancak bir hesap hatası yaptı, Usta'sı gibi o da başarısız oldu. Onun karşısında da gerçekleri öğrenmek isteyen insanlar vardı. Gazetelerin önünde basın emekçileri ile birlikte halkın nöbet tutmaya başlaması ile birlikte kararını ertelemek zorunda kaldı.

Bolu Gündem gazetesi önünde nöbet tutan basın emekçileri, Türkiye'de basın emekçilerinin örgütlü olunca neleri başarabileceğini gösterdi.

AKP'nin en ufak birimine kadar aleyhinde herhangi bir yazı, görüş, eleştiriye tahammülü olmadığını yeniden gördük. Biz DİSK Basın-İş olarak AKP'nin bu tavrını kınıyoruz. Savaşınızın emekçileri kurban etmesine izin vermeyeceğiz. AKP'nin kapatma girişimini seçimden sonraya ertelediğini hatırlatarak basın emekçilerini örgütlenmeye çağırıyoruz. Biliyoruz ki, özgür basın ancak basın emekçilerinin sendikalı olmasıyla mümkün olacaktır.

DİSK Basın-İş

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ciner Yayın Grubu eski yöneticisi Fatih Saraç hakkında yapılan suç duyurusunu inceleyen savcılık suç olmadığına karar verdi. DİSK'e bağlı Basın-İş Sendikası'nın yaptığı suç duyurusu ile ilgili savcılık takipsizlik kararı verdi.

Diğer Makaleler...