Danıştay 10. Daire; Çağdaş Gazeteciler Derneği ve DİSK Basın İş’in açtığı davada; İletişim Başkanlığı tarafından 21 Mayıs 2021 tarihinde Basın Kartı Yönetmeliği’nde yapılan bazı değişikliklerin yürütmesini durdurdu. Daire; basın kartı iptalinde Basın Kartı Komisyonu’nun devre dışı bırakılıp İletişim Başkanı’nın yetkili kılınmasını ve RTÜK ile kamu kurumlarında çalışanlara basın kartı verilmesi gibi bazı düzenlemeleri hukuka uygun bulmadı. Danıştay daha önce de yönetmelikteki bazı maddelerin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiş, bunun üzerine İletişim Başkanlığı yönetmelikte yeniden düzenleme yapmıştı. Karar ile ikinci değişikliğin bazı maddeleri de durdurulmuş oldu.

Resmi Gazete’de 21 Mayıs 2021 tarihinde yayınlanan Basın Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin bazı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle; Çağdaş Gazeteciler Derneği ve DİSK Basın İş adına avukat Onur Can Keskin Danıştay’da dava açmıştı.

Danıştay10. Daire, Basın Kartı Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Daire, bazı maddelerdeki durdurma talebini ise reddetti.

Yönetmelik daha önce de yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Danıştay’a taşınmıştı. Yargılama sürecinin sonunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermişti. Bunun üzerine İletişim Başkanlığı yönetmelikte bir değişiklik daha yaptı. Bunun üzerine ÇGD ve DİSK Basın İş, yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesinin durdurulmasını tekrar istedi.

İkinci başvuruda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, yürütmesinin durdurulmasına karar verilen kısımların, daha da genişletilerek hukuka aykırı bir şekilde düzenlendiği, basın kartı dağıtımının keyfileştirildiği, anlam ve içeriğinin boşaltıldığı” belirtildi. Başvuruda, “Yargı kararına ihtiyaç duyulmadan sürekli nitelikte basın kartı iptali yoluna gidildiği, düzenlemelerin keyfiliğe açık olduğu” ileri sürüldü.

Danıştay 10. Daire’nin yeni kararında yürütmesi durdurulan düzenlemeler şöyle:

“. Basın kartı verilecek kişilerde aranan şartlar arasında yer alan; “mücbir sebepler dışında bir aydan fazla olmamak üzere ara vermeden çalışması koşulu,

. RTÜK basın başdanışmanı, daire başkanları, daire başkan yardımcıları ve üst kurul uzmanlarına da basın kartı verilmesi,

. Cumhurbaşkanlığı Merkez Teşkilatında basın-yayın faaliyeti yürüten kişiler ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Başkanlıklarda ve ofislerde basın ve halkla ilişkiler birimi amirine ve bu birimde basın-yayın faaliyeti yürüten personele de basın kartı verilmesi,

. Bakanlıklarda, basın ve halkla ilişkiler müşaviri ile bu birimde basın-yayın faaliyeti yürüten en fazla iki personele de basın kartı verilmesi,

. Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları temsilcilerine de basın kartı verilmesi,

. İletişim Başkanlığı Özel Kalem Müdürü’ne de basın kartı verilmesi,

. Sürekli basın kartının iptalini gerektirir eylem ve faaliyetlerde bulunulduğunun İletişim Başkanlığı tarafından yapılan inceleme üzerine tespit edilmesi üzerine kartın iptaline karar verilmesi.”

Kararda yer alan şu değerlendirmeler dikkat çekti:

“BASININ, ‘HABER VERME’ VE ‘ELEŞTİRİ HAKKI’ VARDIR: Demokratik toplumlarda düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer alır. Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlar olup, bu tür toplumlarda devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasından düşünce ve kanaat özgürlüğü, özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer alır. Düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün en olağan yollarından birisi ise basındır. Basının, ‘haber verme’ ve ‘eleştiri hakkı’ vardır

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN, KAMU GÜÇLERİNE KARŞI OLDUĞU KADAR ÖZEL GÜÇLERE KARŞI DA KORUNMASI GEREKMEKTEDİR: Demokratik toplumlarda basının en önemli işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunmak suretiyle kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır. Basına yaptığı bu işlev nedeniyle iki hak tanınmaktadır. Bu haklar ‘haber verme hakkı’ ile ‘eleştiri, değer yargısında bulunma hakkı’dır. Haber verme hakkı, kamu yararı taşıyan bir olayı topluma haber vermek, bildirmektir. Bu önemli işlevi nedeniyle basın özgürlüğünün, kamu güçlerine karşı olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerekmektedir. Bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemlerde bu ödev kapsamındadır.

Nitekim, Anayasanın 28 ila 30. maddelerinde basın hürriyetine ilişkin hususlar özel olarak düzenlenmiş; ayrıca basın hürriyetinin sınırlandırılmasında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Basın hürriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi kapsamında ele alınmaktadır.

RAHATSIZ EDEN HABER VE DÜŞÜNCELERİN DE SERBESTÇE İFADE EDİLEBİLMESİ: İfade özgürlüğünün toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’in de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü ‘haber’ ve ‘düşüncelerin’ değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekmektedir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın ‘demokratik toplumdan’ bahsedilemez.”

ÇGD VE BASIN İŞ: “DANIŞTAY 10. DAİRESİ TEKRAR BİZLERİ HAKLI BULAN BİR KARARA İMZA ATTI”

Çağdaş Gazeteciler Derneği ve DİSK Basın İş, Danıştay 10. Daire’nin kararı ile ilgili ortak yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

"Anayasal güvencede olan ‘Haberleşme hürriyeti’, ‘Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti’ ve ‘Basın hürriyeti’ üzerindeki baskı, son zamanlarda yasal düzenlemeler, fiili kararlar ve soruşturmalar aracılığıyla daha da artmış durumdadır. İstanbul Taksim’de 13 Kasım 2022 günü yaşanan ve masum 6 vatandaşın katledildiği, 83 vatandaşın yaralandığı terör saldırısı sonrasında uygulanan yayın yasağı ile sosyal medya ağlarına erişimin sağlanamaması, söz konusu baskının başka bir tezahürüdür.

Bu baskı ortamında, Danıştay’da sürmekte olan basın özgürlüğünü esas alan davamızda ders niteliğinde bir karar çıktı. 2018 yılından beri hukuk mücadelesi verdiğimiz ve ne yazık ki bizzat hukuku uygulaması gerekenlerin hülle yaparak basın özgürlüğü lehine yargı kararlarını boşa düşürme anlayışından kaynaklı, yaklaşık 4 yıldır süren Basın Kartı Yönetmeliği’ne ilişkin yargılamada Danıştay 10. Dairesi tekrar bizleri haklı bulan bir karara imza attı.

Basın Kartı Yönetmeliği’nde basın kartı ile sürekli basın kartının iptalinde Basın Kartı Komisyonunu devre dışı bırakıp İletişim Başkanının yetkili kılınması, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile kamu kurumlarında çalışanlara basın kartı verilmesi ve basın kartı verilecek kişilerde ‘mücbir sebepler dışında bir aydan fazla olmamak üzere ara vermeden çalışması’ kriterlerini hukuka uygun bulmayan Danıştay 10. Dairesi, yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile (ğ) bendinde ve (h) bendinde, 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile (c) bendinde, 17. maddesinin 7. fıkrasının (a) bendinde, 29. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi ve 30. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde 21 Mayıs 2021 tarihinde yapılan değişikliklerin yürütmesini durdurdu.

“KARAR, ‘BANT DARALTMASI’ UYGULAMASININ HUKUKSUZLUĞUNA DA IŞIK TUTUYOR”

Danıştay 10. Dairesi’nin aldığı karar, idari makamların resen aldıkları kararlarla ifade özgürlüğüne yapacakları müdahalenin keyfilik riski içerdiğini vurgulamakla, geçtiğimiz günlerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yapılan ‘bant daraltması’ uygulamasının hukuksuzluğuna da ışık tutuyor.”

Açıklamada, “Kararda aynı zamanda, 18 Ekim 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, kamuoyunda ‘sansür düzenlemesi’ olarak bilinen 7418 sayılı Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile son dönemde basın ve haberleşme özgürlüğünü kapsayacak kritik değerlendirmelere de yer verildiği” belirtildi ve kararın gerekçesinden bazı bölümler aktarıldı.

“ANAYASA MAHKEMESİ’NİN, DEMOKRATİK TOPLUM VE HUKUK SORUMLULUĞUYLA DAVRANARAK İPTAL KARARI VERMESİNİ BEKLEDİĞİMİZİ BİLDİRİRİZ”

Açıklama, şöyle devam etti:

“Emekten yana demokratik bir düzenin varlığının, söz konusu yargı kararında da kayda geçirildiği üzere düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün temeli olmaksızın hayata geçirilmesi mümkün değildir. Ne yayın yasakları, ne sansür yasaları ne de günümüzdeki kaçınılmaz bir iletişim ağı olan sosyal medyaya kısıtlama getirilmesi Türkiye’nin içine çekilmeye çalışıldığı kaosun çözümü olamaz. Hatta bu kaosu daha da artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bu vesileyle ‘sansür düzenlemesi’ni önümüzdeki aylarda görüşmesi beklenen Anayasa Mahkemesinin, demokratik toplum ve hukuk sorumluluğuyla davranarak, düzenlemenin neden olacağı tahribatların daha da fazla artmaması için iptal kararı vermesini beklediğimizi bildiririz.” 

(ANKA)

TÜİK, temmuz ayına ait işgücü istatistiklerini yayımladı. TÜİK’in işsizlik verileri, İŞKUR’un verileriyle çelişmeye devam ederken geniş tanımlı işsizlikteki artış dikkat çekti.

İŞKUR’A göre kayıtlı işsiz sayısı son bir yılda 542 bin artarken, TÜİK’e göre ankete dayalı işsiz sayısı 307 bin azaldı.

TÜİK’in verilerine göre zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı, geniş tanımlı işsizlik olarak da anılır, 2022 yılı Temmuz ayında bir önceki aya göre 2 puan artarak yüzde 22,5 oldu.

DİSK tarafından hazırlanan istihdamın görünümü raporuna ulaşmak için tıklayınız

DİSK-AR tarafından hazırlanan Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü 2021 kitabı yayımlandı. Türkiye işçi sınıfının durumunu ortaya koymayı hedefleyen alan araştırmasının sonuçları kitap olarak yayımlandı. Türkiye’de 15 yaş ve üzeri ücretli çalışan nüfusu (kamu görevlileri hariç) kapsayan araştırmanın saha çalışması Ekim-Kasım 2021 tarihleri arasında yapıldı. DİSK-AR tarafından planlanan araştırma Doç.Dr. M. Hakan Koçak koordinatörlüğünde yürütüldü. Friedrich Ebert Vakfı (FES) Türkiye Temsilciliği tarafından desteklendi. 2004 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmanın saha çalışması Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından gerçekleştirildi.

 

Kitap olarak basılan araştırmanın öne çıkan bulguları aşağıda yer alıyor.

  • Çalışma hayatının dört büyük sorunu: İşsizlik, düşük ücret, kayıtdışı istihdam ve uzun çalışma saatleri

İşçilerin yaklaşık yüzde 71,7’si çalışma hayatının en önemli sorununu işsizlik olarak ifade ediyor. Çalışma hayatının diğer en önemli sorunları yüzde 65,2 düşük ücret, yüzde 44,8 kayıt dışı istihdam, yüzde 43 uzun çalışma süreleridir.

  • Yaptığı işe karşılık adil bir ücret aldığını düşünenlerin oranı yüzde 31

İşçilerin ücretlerinden memnuniyet oranı oldukça düşük. İşçilerin sadece yüzde 31’i yaptığı işe karşılık adil bir ücret aldığını belirtiyor.

  • Çalışma saatleri uzun!

İşçilerin yüzde 60’ı çalışma saatlerinin uzun olduğunu ifade ediyor. Yasal çalışma süresi olan 45 saatin üzerinde çalışan işçilerin oranı yüzde 59,3’tür. İşçilerin yüzde 37’si son 12 ayda fazla mesai yaptığını söylüyor.

  • İşçilerde konut sahipliği düşük, kiracılık yüksek

İşçilerin yüzde 53,3 kiracı, yüzde 42’si ev sahibi yüzde 4,8’i ise ev sahibi değil ancak kira da ödemiyor. TÜİK’e göre Türkiye çapında konut sahipliği yüzde 58,8 iken işçilerde bu oran yüzde 42’ye geriliyor.

  • İşçilerin yüzde 42’si yıllık izinlerini evde geçiriyor!

İşçilerin büyük bölümü yıllık izinlerini ya evde ya da memlekette/köyde geçiriyor. İşçilerin yüzde 42’si yıllık izinlerini evde geçirdiğini belirtiyor. Yüzde 33’ü ise memlekete veya köye gittiğini belirtiyor.

  • İşçilerin neredeyse yarısı küçük ölçekli işletmelerde çalışıyor!

Araştırmaya katılan işçilerin yüzde 47’si 10’dan az işçi çalıştıran işyerlerinde istihdam ediliyor. 10-30 işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçilerin oranı yüzde 27 iken 100-249 işçi çalıştıran işletmelerde çalışan işçilerin oranı ise yüzde 7,8’dir.

  • İşçiler başkanlık sistemini olumsuz değerlendiriyor

İşçilerin yalnızca yüzde 26,9’u başkanlık sistemini olumlu olarak beyan ederken, yüzde 44,5’i başkanlık sistemini olumsuz değerlendiriyor. Kadınların yaklaşık yüzde 47’si, erkeklerin yüzde 43,5’i başkanlık sistemini olumsuz değerlendiriyor. Eğitim seviyesi artıkça başkanlık sistemini olumsuz bulanların oranı artıyor.

  • İşçiler Hükümet’in göçmenler/sığınmacılar konusundaki politikası olumsuz değerlendiriyor

İşçilerin yüzde 66,5’i Hükümet’in göçmenler/sığınmacılar hakkındaki politikasını olumsuz buluyor. Kadınların yüzde 67,7’si, erkek işçilerin ise yüzde 66’sı Hükümet’in göçmenler/sığınmacılar hakkındaki politikasını olumsuz buluyor.

  • Erkeklerin çalışma hayatına dair geleneksel değer yargıları ve inanışları sürüyor

Erkek işçilerin yüzde 55,3’ü kadınların çalışmak için eşlerinden izin alması gerektiğini düşünüyor. Kadınların yüzde 28’i bu görüşü paylaşıyor.

  • Kadınların büyük bir kısmı ev içi bakım yüklerinin sadece kendilerine tanımlanmış olmasını kabul etmiyor

Kadın işçilerin yüzde 65’i ev içi bakım yüklerinin kadının sorumluluğu ifadesinin yanlış olduğunu söylemektedir. Bir başka ifadeyle kadınların büyük çoğunluğu geleneksel cinsiyete dayalı iş bölümü̈ etrafında bakım rollerinin sadece kendilerine tanımlanmış olmasını kabul etmezken, erkeklerin yarısından daha azı bu rol paylaşımına karşı çıkmakta ve çocuk hasta ve çocuk bakmak yalnızca kadın işi değildir diye düşünmektedir.

  • Türkiye Hükümeti’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi olumsuz bulunuyor

İşçilerin yaklaşık yarısı kadına yönelik şiddeti önlemek üzere Türkiye tarafından onaylamış olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını yanlış bulmaktadır. Kadınların yüzde 56’sı, erkeklerin yüzde 44,5’i İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını olumsuz bulmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını doğru bulan işçilerin oranı erkeklerde yüzde 24,1, kadınlarda yüzde 18,7 düzeyinde kalmaktadır.

  • Kadın işçiler aynı zamanda görünmez ev içi emekçiler

Ev işlerine ve bakıma 1-3 saat süre ayıran kadınların oranı yüzde 47,6 iken, erkeklerde bu oran yüzde 34,8 ile sınırlı kalmaktadır. Ev işlerine ve bakıma 3-6 saat ayıran kadınların oranı yüzde 23,7 iken erkeklerin oranı ise yüzde 9,7’dir. Ev ve bakım işlerine sadece 0-1 saat ayıran kadınların oranı yüzde 14,6 iken, erkeklerin yüzde 24,3’ü 0-1 saat arasında ev içi işler ve bakım rollerine ilgili zaman ayırdığını söylemiştir.  Ev ve bakım işlerine hiç zaman ayırmayan kadınların oranı yüzde 7,6 ile sınırlı kalırken, erkeklerin oranı yüzde 29’a yükselmektedir.

  • Salgında geçinme zorlaştı, borçlanma arttı

Salgında işçilerin yüzde 55’i borçlarının arttığını, yüzde 27’si faturalarının, yüzde 25’i ise kredi kartı borcunun ödenemediğini belirtilmiştir. Salgında işçilerin borçluluğunun ciddi bir biçimde artmış, geçim zorlaşmıştır.

  • Salgında harcamalar kısıldı, ucuz besinlere yönelim arttı

İşçilerin yüzde 66,4’ü salgında harcamaları azalttığını, yüzde 49,6’sı ise ucuz besinlere yöneldiğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan işçilerin yüzde 32,4’ü kredi kartlarını daha fazla kullandıklarını ifade etmişlerdir. Salgın ve ekonomik kriz dönemlerinde hane ekonomisini sürdürebilmek için alınan önlemlere cinsiyete göre bakıldığında eğilimin farklılaşmadığı görülmektedir. Kadınların yüzde 66,8’i, erkeklerinde yüzde 66,2’si harcamaların azaltıldığını ifade etmektedir. Kadınların yüzde 48,4’ü, erkeklerinde yüzde 50’si daha ucuz besinlere yönelmiştir.

  • Salgında İŞKUR desteklerine ulaşabilen işçilerin oranı yalnızca yüzde 32!

İşçilerin pandemide aldıkları yardımın ana kaynağı aileleri olduğunu görülmektedir. İşçilerin yüzde 39’u ailesinden yardım aldığını beyan etmiştir. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alanların toplam oranı yüzde 32,5 olmuştur.

  • Salgında evden çalışmada sürekli ulaşılabilir olmak en önemli sorun

İşçilerin yüzde 57’si salgında işçilerin sürekli ulaşılabilir olmasını önemli bir sorun olarak ifade etmişlerdir. Kadınların sürekli ulaşılabilir olmaktan daha fazla şikâyetçi olduğu görülmektedir. Kadınların yüzde 65,9’u sürekli ulaşılabilir olmak zorunda olduklarını söylerken, sadece yüzde 9,4’ü bu fikre katılmadığını söylemiştir.

  • Salgında döneminde Hükümet’in destekleri yetersiz bulundu

Salgın döneminde Hükümetin sınırlı düzeyde sağladığı desteklerin işçiler açısından da yeterli bulunmadığı görülmektedir. İşçilerin yüzde 43,5’i verilen sosyal destekleri olumsuz bulduklarını belirtmektedir. Katılımcıların yalnızca yüzde 28,5’i destekleri olumlu bulmaktadır. Destekleri ne olumlu ne olumsuz bulanların oranı ise yüzde 24,5’tir.

 

Araştırmaya erişmek için tıklayınız 

Kıbrıs Basın Sen Başkanı Ali Kişmir, aktarma yapmak için geldiği İstanbul Havalimanı'nda önce alıkonuldu ardından sınır dışı edildi. Türkiye'ye girişinin yasak olduğunu öğrenen Kişmir bir süre önce de 'Türkiye'den gelen bir ekip' tarafından tehdit edildiğini ifade etti.

Dünya Gazetesi’nin Adana bürosunda Bölge Temsilcisi olarak görev yapan Recep Şenyurt, uğradığı tacizi ifşa eden çalışana tazminat davası açtı. Mahkeme tazminata yer olmadığına karar verdi.

Dünya gazetesinde çalışırken uğradığı taciz nedeniyle işten ayrılan kadının durumu sendikamız tarafından gündeme taşındı. Kadının beyanını esas alan gazete yönetimi yürüttüğü soruşturma sonucunda başka kadınların da tacize uğradığını belirledi ve Recep Şenyurt’un işine son verdi. İşe iade davası açan Şenyurt bir yandan da tacize uğrayan kadına tazminat davası açtı. İftiraya uğradığını öne süren Recep Şenyurt 26 bin TL tazminat talep etti. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada mahkeme tazminat talebine yer olmadığına karar verdi.

Davacı, dava boyunca vekilleri aracılığıyla sunduğu dilekçelerde kadına yönelik şiddete karşı ses çıkaran kadınları baskılamayı hedefledi. Kadının bir yıl boyunca susmasını sorguladı. ‘Çocuklu, evli ve saygıdeğer bir yönetici olduğunu, Adana – Mersin çevresinde bilinen biri olduğunu, bu nedenle taciz suçunu işlemeyeceğini, kendisine iftira edildiğini öne sürdü.

 Mahkemece dinlenen davalı tanıkları da tacize uğradığını anlattı. Davalı vekili cevap dilekçelerinde tacize uğrayan kadınların susma refleksine ilişkin istatistikler sundu. Davacının işten ayrılmasıyla müvekkilin beyanları arasında bir illiyet bağı kurulamayacağını vurguladı. Ayrıca müvekkilin dedikodu mekanizmaları değil, gazete yönetimine bildirmek suretiyle hak aradığını belirtti. Davacı, kendi davranışları nedeniyle pek çok kadının işsiz kalmasına neden olduğu halde işten ayrıldıktan sonra kendi şirketini kurup, hiçbir bedel ödemediği halde maddi tazminat talep etme cüretini gösterdi. Aynı zamanda ailesiyle arası bozulduğu için manevi tazminat istedi. Bu hak arama özgürlüğü değil, şiddete karşı ses çıkaran bir kadını susturma çabasıdır.

Tacize maruz kalan davalı kadının avukatı Avukat Tuba Güneş, “Bu davanın amacı, kadınlar üzerinde tahakküm kuracağını düşünen bir yöneticinin bir çalışanını yeniden bu kez dava yoluyla baskı altına almak istemesidir. 3 yıl boyunca bu baskıya karşı direnen müvekkilim, bu çabaları sonuçsuz bıraktı. Dava boyunca müvekkilin ve tanıkların taciz karşısında neden sustuğu, toplumsal cinsiyet terimlerinin kullanılmasının etik dışı olduğu, iftiranın da taciz kadar aşağılık bir eylem olduğu gibi tuhaf ifadelerle karşılaştık. Karşı tarafın iddia ettiği gibi davacının evli, çocuklu, tanınan biri olması erkeklerin kendilerini cinsel taciz suçunu işleyemeyecek olması anlamına gelmez. Bir avukat olarak eşitlik ilkesine aykırı bu savunmaları hala okuyor ve duyuyor olmaktan hicap duyuyorum. Kadınların taciz karşısında neden sustuğunun sorgulanmasına, sonra ifşa ettiğinde yeniden sorgulanmasına alışmak istemiyoruz. Dayanışmayla cinsiyetçi yöneticilere, taleplere karşı kadınları savunmaya devam edeceğiz.”

Davalı kadın gazeteci  “Recep Şenyurt, bir dava açıp kenara çekildi. İşten ayrılmama neden olmasına rağmen bana bu davayı açarak üç yıllık bir dava süreci yaşattı. Ancak sendika ve kadınların yanımda olması beni güçlendirdi. Bu süreci birlikte atlatmamızı sağladı. Davayı kazandığımız için çok mutluyum ama başından beri anlamsız olan bu davanın reddedilmesine sevinmek bile üzücü” dedi.

Davayı DİSK Basın-İş ve Adana Kadın Platformu’ndan kadınlar takip etti.

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş Genel Başkanımız Faruk Eren, Özgür Ülke Gazetesinin 28 yıl önce bombalanmasının yıl dönümü nedeniyle yapılan anmada… https://t.co/17rRCaisyd
Cumartesi, 03 December 2022 10:04
DİSK Basın-İş Ankara merkezli soruşturmada aralarında üyelerimizin de olduğu 9 gazetecinin tutuklanmasına karşı yapılan itiraz sa… https://t.co/tta9hh5Vmq
Cuma, 02 December 2022 09:50
DİSK Basın-İş 7 yıl önce haber takibi sırasında Gazeteci Beyza Kural’a ters kelepçeyle şiddet uygulayan 3 polise 10 ay taksitle 1… https://t.co/LlvJWdTGND
Perşembe, 01 December 2022 12:04