Son 20 yılda erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 7 bin 186.

Kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik şiddete karşı bütünlüklü politika öneren İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesh eden iktidarın yaptıklarını unutmuyoruz.
Yaşamımızın şiddet sarmalı ile kuşatıldığı, erkek şiddetinin yukarıdan aşağıya toplumun tüm kurumları aracılığıyla beslendiği ve korunduğu koşullarda yaşıyoruz. Ama bu bizi karamsarlığa sürüklemiyor çünkü hayatlarımıza, kazanımlarımıza sahip çıkmak için sokaklarda, meydanlarda, okullarda, fabrikalarda, iş yerlerinde, matbaalarda, yayın evlerinde, TV ve gazete binalarında mücadele ediyoruz. Kararlılığımız, haklılığımız ve dayanışmamız bize güç veriyor.
Erkeklerin öldürdüğü tüm kadınlara; gazete binalarında, matbaalarda, fabrikalarda, okullarda, var olduğu her alanda eşitlik için mücadele veren tüm kadınlara ve gazetecilik yaptıkları için hapiste tutulan kadın gazetecilere sözümüz var. Her türlü eril şiddetin, transfobinin, homofobinin karşısında eşitlikçi mücadelemizle var olmaya devam edeceğiz.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesi ile bir kez daha haykırıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni geri istiyoruz!

TGC-TGS-DİSK Basın İş: "Gazetecileri hedef alan gözaltı ve baskılara son verin"

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve DİSK Basın İş Sendikası Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Urfa ve Van’da ev baskınlarında JINNEWS ve Mezopotamya çalışanı 11 gazetecinin gözaltına alınmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşler yer aldı:

“Gazeteciliği suç olarak görmekten vazgeçmeyen iktidarın uzun süredir basın üzerinde sürdürdüğü baskının son örneği, seçime giderken 11 gazetecinin gözaltına alınması olmuştur.

JİNNEWS ve Mezopotamya Ajansı'nın İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Urfa ve Van’daki yazı işleri müdürü ve muhabirleri olmak üzere 11 kişi evleri basılarak gözaltına alınmıştır. Meslektaşlarımızın gözaltına alınırken darp edildikleri ve ters kelepçe uygulandığı kamuoyuna yansımıştır.

Biz gazetecilik meslek örgütleri olarak seçime gidilirken meslektaşlarımıza yönelik bu operasyonları, yurttaşın haber alma ve gerçeği ulaşma hakkına yeni bir saldırı olarak görüyoruz. Gazetecilik suç değildir.

Seçime giderken gazetecilerin görev yapmasının önündeki engellerin kaldırılması, kamuoyunun şeffaf bir biçimde oluşabilmesi için gereklidir. Gözaltına alınan gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Seçime gazetecileri gözaltına alarak gidilmemelidir.”

Türkiye giderek bir karanlığın içine çekiliyor. Gazeteciler her türlü baskıya rağmen bu karanlığa elinden geldiğince ışık tutmaya çalıştıkça yeni yasa(k)lar geliyor.

AKP önce medya sahiplik yapısını istediği gibi düzenledi. Sonra o kurumların başına gerekli atamalar yapıldı.

Biat etmeyen gazeteciler işsizlikle, açlıkla 'terbiye' edilmeye çalışıldı. Başaramadılar.

Gazeteciler terörist ilan edildi, cezaevlerine konuldu, binlerce dava açıldı. Başaramadılar.

Su çatlağını bulur misali ortaya çıkan bir çok kurum KHK'larla kapatıldı. Başaramadılar.

Basın toplantılarında bazı gazetecilerin eline sorular tutuşturup, sadece onlara 'cevap' vermeye başladılar. İstenmeyen soru soranları basın toplantılara almadılar. Başaramadılar.

Bilgiye ulaşımı engellemek için 'bilgi edinme hakkı' başvurularına hatta milletvekillerinin soru önergelerine bile yanıt vermediler. Başaramadılar.

Şimdi yeni bir yasa(k) peşindeler. Öyle bir yasa(k) ki, örneğin bir bakanın "Dolara yatırım yapan yanacak" açıklamasını haber yapan "yalan haber" yaptığı için ceza alabilir.

Öyle bir yasa(k) ki Cumhurbaşkanı geçmişte "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ettiği iddiasıyla ceza aldığı için, olur da bir gün gazetecilik yapmak isterse İletişim Başkanlığı'ndan Turkuaz Basın Kartı alması mümkün değil.

Elbette bunlar sadece "mesela" dediğimiz yanı, bugün için böyle olmayacağını biliyoruz. Ama gün olur, devran döner, bu yasa(k) bir başkasının eline geçer. Geçmişte olduğu gibi mağrurlar bir anda mağdura dönüşebilir. 

Başaramadınız, başaramayacaksınız. Su akar, çatlağını bulur.

Bugün Basın Özgürlüğü günü. Türkiye ne yazık ki basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan ülkelerin başında yer alıyor. İnsanlar fikirlerini söyledikleri için, gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle takibata uğruyor, yargılanıyor, sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

İktidara biat etmeyen basın yayın organları devletin elindeki aygıtlarla keyfi olarak baskı altına alınıyor. Partizanlaşmış güvenlik güçleri kendilerinden olmayan gazetecilere düşmanca davranıyor. Sarayın iletişim başkanı kimin gazeteci olup olmadığına karar vermeye kalkıyor.

Tüm bu karamsar ortamda cesurca hakikati anlatmaya çalışan gazeteciler var. Biz onlardanız ve onların yanındayız. Gazeteciliğin sadece ticari bir iş olmadığına, kamu yararı için yapıldığına inananlardanız. Haber yaparken aynı zamanda halkın çıkarını savunanlardanız.

Bu baskı ortamını gazetecilerin değiştiremeyeceğini biliyoruz. Bu bir demokrasi sorunu. Basın özgürlüğü gününde tüm demokrasi güçlerini demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri kaldırma mücadelesine çağırıyoruz. Bunu hep birlikte başarabiliriz.

Ekonomik kriz derinleştikçe patronlar faturayı çalışanlara çıkarmaya çalışıyor. Biliyoruz ki bu kriz her zaman çalışanların krizi oluyor, patronların geliri ise azalmak bir yana bir de artıyor.

Bundan bir yıl kadar önce, kamuoyunun yakından bildiği gibi Artı Gerçek ve Artı TV de mücadelemizi bir protokol ile sonuçlandırdık. Basın tarihinde örnek bir adım attık, işkolu yetkisi gibi bir engeli fiilen ortadan kaldırdık. Bu başarıda şüphesiz, o zaman bizlere destek verenlerin de büyük payı var.

Protokolun amacı iş barışının sağlanması, işleyişin şeffaflaşması, çalışanları yönetime katılmasıydı. Bu söylemleri ağızlarından eksik etmeyen, katıldıkları programlarda emek üzerine konuşan kurum yöneticileri için de değerli olmalıydı. Ancak onlar böyle bir örneğin parçası olmak yerine, “böyle karar verdik” in esiri olmayı tercih ettiler. Altına imza attıkları protokol metnini rafa kaldırdılar. Süreçte emeği olanları hedef aldılar. Çalışanlar arası husumet yaratmaya, mobingi kurum kültürü yapmaya çalıştılar.

Geçtiğimiz günlerde kriz koşullarında her gün biraz daha hayatı zorlaşan çalışanların soluk alabilmesini sağlamak amacıyla kendilerine ücret artışı ve diğer çalışma koşullarına ilişkin taleplerin yer aldığı bir metin sunduk ve görüşme teklifinde bulunduk.
Ancak kanal yönetimini, Migros, Corazon, Darinda Çorap, Farplas işverenini aratmayan bir tavır içine girdi. Kurumun kuruluşundan bu yana görev yapan, Ankara bölge temsilcimiz Turgut Dedeoğlu ”yeniden yapılanma” bahanesiyle işten çıkartıldı.

Bakmayın burası patronsuz medya dediklerine. Bu koca bir yalan. Evet Artı'da patron yok ama patronaj var. Üstelik patronsuz bir medyada olması gerekenden daha da tekelleşmiş küçük bir gruba sıkıştırılmış ve taşeronlaştırılmış biçimde
Elbette bu tavır karşı tavrını yaratacaktır.

Geçmişte konumlandıkları yerler kimseyi bu tavırdan müstesna kılmayacaktır. Aynılar aynı yere ayrılar ayrı yere.

Dün olduğu gibi bugün de dostlarımızın desteğini değerli buluyoruz ve yanımızda hissetmek istiyoruz. Bu tavrın duyulmasıyla birlikte Artı Tv ve Artı Gerçek ile haber kaynağı olarak ilişkisini kestiğini duyuranlara teşekkür ediyoruz

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş Genel Başkanımız Faruk Eren, Özgür Ülke Gazetesinin 28 yıl önce bombalanmasının yıl dönümü nedeniyle yapılan anmada… https://t.co/17rRCaisyd
Cumartesi, 03 December 2022 10:04
DİSK Basın-İş Ankara merkezli soruşturmada aralarında üyelerimizin de olduğu 9 gazetecinin tutuklanmasına karşı yapılan itiraz sa… https://t.co/tta9hh5Vmq
Cuma, 02 December 2022 09:50
DİSK Basın-İş 7 yıl önce haber takibi sırasında Gazeteci Beyza Kural’a ters kelepçeyle şiddet uygulayan 3 polise 10 ay taksitle 1… https://t.co/LlvJWdTGND
Perşembe, 01 December 2022 12:04