Sidebar

25
Çrş, May

Bugün Basın Özgürlüğü günü. Türkiye ne yazık ki basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan ülkelerin başında yer alıyor. İnsanlar fikirlerini söyledikleri için, gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle takibata uğruyor, yargılanıyor, sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

İktidara biat etmeyen basın yayın organları devletin elindeki aygıtlarla keyfi olarak baskı altına alınıyor. Partizanlaşmış güvenlik güçleri kendilerinden olmayan gazetecilere düşmanca davranıyor. Sarayın iletişim başkanı kimin gazeteci olup olmadığına karar vermeye kalkıyor.

Tüm bu karamsar ortamda cesurca hakikati anlatmaya çalışan gazeteciler var. Biz onlardanız ve onların yanındayız. Gazeteciliğin sadece ticari bir iş olmadığına, kamu yararı için yapıldığına inananlardanız. Haber yaparken aynı zamanda halkın çıkarını savunanlardanız.

Bu baskı ortamını gazetecilerin değiştiremeyeceğini biliyoruz. Bu bir demokrasi sorunu. Basın özgürlüğü gününde tüm demokrasi güçlerini demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri kaldırma mücadelesine çağırıyoruz. Bunu hep birlikte başarabiliriz.

Ekonomik kriz derinleştikçe patronlar faturayı çalışanlara çıkarmaya çalışıyor. Biliyoruz ki bu kriz her zaman çalışanların krizi oluyor, patronların geliri ise azalmak bir yana bir de artıyor.

Bundan bir yıl kadar önce, kamuoyunun yakından bildiği gibi Artı Gerçek ve Artı TV de mücadelemizi bir protokol ile sonuçlandırdık. Basın tarihinde örnek bir adım attık, işkolu yetkisi gibi bir engeli fiilen ortadan kaldırdık. Bu başarıda şüphesiz, o zaman bizlere destek verenlerin de büyük payı var.

Protokolun amacı iş barışının sağlanması, işleyişin şeffaflaşması, çalışanları yönetime katılmasıydı. Bu söylemleri ağızlarından eksik etmeyen, katıldıkları programlarda emek üzerine konuşan kurum yöneticileri için de değerli olmalıydı. Ancak onlar böyle bir örneğin parçası olmak yerine, “böyle karar verdik” in esiri olmayı tercih ettiler. Altına imza attıkları protokol metnini rafa kaldırdılar. Süreçte emeği olanları hedef aldılar. Çalışanlar arası husumet yaratmaya, mobingi kurum kültürü yapmaya çalıştılar.

Geçtiğimiz günlerde kriz koşullarında her gün biraz daha hayatı zorlaşan çalışanların soluk alabilmesini sağlamak amacıyla kendilerine ücret artışı ve diğer çalışma koşullarına ilişkin taleplerin yer aldığı bir metin sunduk ve görüşme teklifinde bulunduk.
Ancak kanal yönetimini, Migros, Corazon, Darinda Çorap, Farplas işverenini aratmayan bir tavır içine girdi. Kurumun kuruluşundan bu yana görev yapan, Ankara bölge temsilcimiz Turgut Dedeoğlu ”yeniden yapılanma” bahanesiyle işten çıkartıldı.

Bakmayın burası patronsuz medya dediklerine. Bu koca bir yalan. Evet Artı'da patron yok ama patronaj var. Üstelik patronsuz bir medyada olması gerekenden daha da tekelleşmiş küçük bir gruba sıkıştırılmış ve taşeronlaştırılmış biçimde
Elbette bu tavır karşı tavrını yaratacaktır.

Geçmişte konumlandıkları yerler kimseyi bu tavırdan müstesna kılmayacaktır. Aynılar aynı yere ayrılar ayrı yere.

Dün olduğu gibi bugün de dostlarımızın desteğini değerli buluyoruz ve yanımızda hissetmek istiyoruz. Bu tavrın duyulmasıyla birlikte Artı Tv ve Artı Gerçek ile haber kaynağı olarak ilişkisini kestiğini duyuranlara teşekkür ediyoruz

Bu gün 10 Ocak. Gazetecilerin özlük haklarına, mesleklerine büyük güvenceler sağlayan 212 sayılı yasanın kabul edilişinin 61. yıldönümü. “Çalışan Gazeteciler Günü” diye garip bir adı var ansiklopedik olarak. Ama yıllardır “Gazeteciler Günü” diyoruz. Açıklamalar yapılıyor, gazeteci örgütleri ziyaret ediliyor… Bizce artık bunların hiçbir anlamı yok.

İktidar medya organlarının yüzde 90’ından fazlasını kontrol ediyor ve medya çalışanlarının büyük bölümü bu kurumlarda. Sendikasızlar, örgütsüzler.

İktidar yanlısı medyada çalışan, evine ekmek götürmek, kira ödemek için bu duruma katlanan meslektaşlarımıza, basın emekçilerine örgütlenme çağrımızı yineliyoruz

İktidarın kendisine biat etmeyen gazetecilere ve medya organlarına yargı ya da ellerindeki RTÜK, BİK gibi çeşitli enstrümanlarla nasıl baskı yaptığını biliyoruz.

Artık sokakta haber takibi yapmak, röportaj yapmak bile keyfi olarak engelleniyor. Haber takibindeki gazeteciler güvenlik güçleri tarafından düşman olarak görülüyor ve zaman zaman açıkça kamu önünde işkenceye maruz kalıyor. Liste çok uzun...

Üstelik gazeteciler tüm bunları, yani hakikati anlatma faaliyetini inanılmaz bir özveri ile yapmaya çalışıyor. Büyük kısmı, sendikaların açıkladığı yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaş alıyor. Birçok meslektaşımız iş bulamadığı ya da bulduğu işlerden aldığı maaşlarla geçinemediği için başka sektörlerde çalışıyor.

Bir sözümüz de iktidara biat etmeyen medya organlarına. Evet önemli bir iş yapıyorsunuz. Ama bunu asla emek sömürüsü üzerinden yapmayın.

Gazeteci oldukları için hapishanelerde tutulan meslektaşlarımıza bir kez daha dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Tüm baskılara rağmen hakikati anlatmakta ısrar eden meslektaşlarımızı selamlıyoruz.

Sonunda hakikat kazanacak. Gazeteciler özgür değilse kimse özgür değildir.

DİSK Basın İş

 

 

DİSK Basın İş'in çağrısı üzerine çok sayıda gazeteci "Basın emekçisine atılan tokada sessiz kalmıyoruz" yazılı pankart açarak Habertürk binası önünde buluştu.

Habertürk TV Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin’in konuk ettiği canlı yayın sırasında, İHA Gaziantep kameramanı Ahmet Demir’i tokatlaması nedeniyle sesimizi duyurmak için kanalın merkez ofisi önündeydik.

DİSK Basın İş’in çağrısı üzerine çok sayıda gazeteci “Basın emekçisine atılan tokada sessiz kalmıyoruz” yazılı pankart açarak Habertürk binası önünde buluştu. Gazeteciler adına basın açıklamasını DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren okudu. Yapılan açıklama şöyle:

Haber Türk Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın İHA çalışanına tokat atması sadece gazeteciler arasında değil, kamuoyunda büyük tepki topladı.

O tokat aslında medyada yıllardır süren ücret uçurumuyla semirmiş, sırtını güce dayayarak kendisini dev aynasında görmeyi normal sanan anormal egoların hepimize yıllardır yaptığının görünü hale gelmesidir.

O tokat gazetecileri geçim sıkıntısıyla, açlıkla terbiye etmeye çalışan anlayışın ete kemiğe bürünmüş halidir.

O tokat gazetecileri hapisle, para cezalarıyla yıldırmaya çalışan iktidarların uygulamalarının devamıdır, tekrarıdır.

O tokat biz gazetecilerin, genelde tüm emekçilerin kırmamız gereken kolu da bize yeniden göstermiştir. Emekçilere atılan tokat affedilemez!

Olayın görüntülerinin çıkması ve sosyal medyada tepkilerin çığ gibi büyümesi üzerine şaşırtıcı olmayacak şekilde, birçok gazeteci Sarıkaya’nın kendilerine de kötü davrandığını, mobbing uyguladığını açıkladı. Muktedirlere ve yöneticilere sırtlarını dayayanlar çalışanlara, basın emekçilerine açıkça eziyet ediyor. Ve bu eziyetlere işi kaybetme kaygısı nedeniyle çoğunlukla sessiz kalınıyor.

Bunun bir nedeni iktidarın medya üzerindeki büyük denetimi, bir başka nedeni gazetecilerin örgütsüz olması. Bu durumu aşmak için gazeteciler mutlaka sendikalarda örgütlenmeli.

Gelen tepkiler üzerine Muharrem Sarıkaya Haber Türk’ün Ankara Temsilciliği’nden istifa ettiğini açıkladı. Ancak gazete ve televizyondaki görevlerine devam edip etmediği net değil. Pek çok basın emekçisinin kolektif çabasıyla sürdürülebilen bir yayın faaliyetinde iş arkadaşına şiddet uygulamak, hele de bunu sırtını dayadığı güce, konumuna, titrine güvenerek yapmak, asla kabul edilemez. Haber Türk yönetimine çağrımız Sarıkaya’nın bütün görevlerinin sona erdirilmesidir.

Sarıkaya’nın üye olduğu tüm meslek örgütlerine çağrımız bu lümpen tavrı hoş görmemeleri, tüm üyeliklerinin sonlandırılmasıdır.
Saldırı sonrası gördük ki, sesini duyuramayan meslektaşlarımız da var. Bundan sonra kimse sessiz kalmasın, birlikte ses çıkaralım. Örgütlü ses çıkaralım.

Türkiye yeni bir dönemi konuşuyor. Bunun etkisini medya üzerinde de görüyoruz. Unutmayalım yeni medya, eskinin alışkanlıklarıyla yürümemeli. Tüm medyada gazetecilerin, basın emekçilerinin örgütlü olması gerekiyor. Basın emekçileri, tüm emek güçleri ve demokrasi isteyen halk buna engel olmaya kalkanları da yıkıp geçecektir.

6 Ağustos 2021 tarihi itibariyle Artı TV İcra Kurulu Üyesi Ayşe Yıldırım imzasıyla bağlı olduğumuz Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na, Sendikamız ve Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş hakkında gerçeklikten uzak, yalan ithamlarla dolu ve hakikati saptırmaya yönelik bir metin iletilmiştir. Kendisi de bir zamanlar sendika yöneticiliği yapan Yıldırım’ın sendikal işleyişi bildiğini düşünüyoruz, işveren olarak muhatabı konfederasyon değil sendikadır. Ama anlıyoruz ki emeğin değerini unuttuğu gibi hukuku da unutmuş

Örgütlenme sürecinin başından bu yana çalışanlara, sendikaya, sendikalaşanlara karşı düşmanca tutum alan, kuruma zarar vermemek adına gösterdiğimiz hassasiyeti zayıflık addedip aleyhimizde kullanmaya çalışan icra kurulu üyeleri şimdi de aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağımız süreci kendilerince fırsat bilip, malzeme yapmaya çalışıp, konfederasyonumuza genel sekreterimiz hakkında "Lütfen DİSK'e sahip çıkın. DİSK'in adını kullanarak sendika ile ilgisi olmayan tavır ve davranışlarda bulunan üyelerinizi, yöneticilerinizi DİSK'ten uzaklaştırın" yazacak kadar hadsizleşmişlerdir.

Hem bu ithamlara cevap vermek hem de Artı TV’nin başından beri ısrarla yürüttüğü sendika düşmanı tavrını ifşa etmek bir zorunluluk haline gelmiştir.

Öncelikle, Ayşe Yıldırım gerçek dışı mektubunun giriş bölümünde “Gelinen süreçte hem Artı TV’ye hem de Artı Gerçek’e içerik üreten 24 Kare ve Har Ajans’ın iş kolu kodunu değiştirdik. Ardından sizlerin de bildiği gibi DİSK Basın İş ile protokol imzalayan ilk ve tek yayın organı olduk.” sözlerine yer veriyor. Bir basın yayın kuruluşunda çalışanların, basın yayın iş kolunda görünmesi zaten normal olandır. Buna ancak hatamızı düzelttik denilebilir. Kaldı ki bu hatanın düzeltilmesi sendikanın ve çalışanların yaklaşık iki yıllık uğraşı sonucu gerçekleşmiştir. Protokolün nasıl bir süreç sonunda imzalandığı ise kamuoyunun malumudur. Burada işveren bir jest yapmamış, çalışanların ILO sözleşmelerinden kaynaklanan haklarını kağıt üzerinde tanımak zorunda kalmıştır. Kaldı ki, pandemi nedeniyle 4 yılı aşkın süredir zam alamayan çalışanlara zam yapamayacağını söylemiş ve protokolün ekonomik haklar ile ilgili maddeleri ertelenmiştir. Pandemi koşullarının normalleşmesine rağmen işveren tarafı çalışanların zam taleplerini sürüncemede bırakma yolunu tercih etmiştir.

Söz konusu ithamlara göre, 

* Ayşe Yıldırım ve Artı Yönetimi, eski işyeri temsilcimiz Cenk Kolçak’ın yöneticilere yönelik “çalışma disiplinine uymayan tavrı ve program müdürüne yönelik hakaretleri üzerine işten çıkarıldığını”, bunun üzerine DİSK Basın İş’in “tüm olanları bilmesine rağmen Artı TV yönetimi ile iletişim bile kurmadan Artı TV yöneticilerini sendika düşmanı ilan ettiği ve mobbing uygulamakla itham ettiğini” iddia etmektedir.

Söz konusu süreç içinde, bilhassa 5 Şubat tarihinde, 4 yıldır zam alamayan ve mobbingden şikâyet eden üyelerimizin talebi ve katılımıyla yapılan, biçimi ve süresi üyelerimizce belirlenen işyerindeki uyarı eyleminden itibaren üyelerimize yönelik mobbing ve tehditlere ilişkin şikâyetler gerek sendika gerekse Artı TV yönetiminde mevcuttur. Mobbing ve işten atma tehditleri sürpriz yumurtadan çıkan ithamlar değil, bizatihi üyelerimizin maruz kaldığı uygulamalardır. Bu durum defaatle Artı TV yönetimine iletilmiş, lakin yönetim, bir adım atmak şöyle dursun, DİSK Basın İş üyelerinin iş kodunu değiştirmek, haber ya da onay vermeksizin iş tanımını değiştirmek, keyfi olarak defaatle savunma istemek gibi çeşitli uygulamalarla bu tutumlarını uyarı eyleminin yapıldığı şubat ayından bu yana sürdürmektedir. Dolayısıyla Artı TV yönetimi bu durumdan haberdar edilmiş buna rağmen sendika düşmanı ve mobbingci tavrını sürdürmeye devam etmiştir.

Emeğe saygı duyduklarını ve örgütlü topluma inandıklarını söyleyen Ayşe Yıldırım, beraber görev yaptığı Ragıp Duran’ın haber toplantısı sırasında sendikaya küfretmesine sessiz kalmış, tepkiler üzerine İcra Kurulu’ndan ve Artı TV’den istifa ettiğini açıklayan Duran geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız görevine yeniden başlamıştır.

* Ayşe Yıldırım ve Artı Yönetimi, Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’ın bu süreçte “yönetime karşı çalışanları kışkırtan” bir tavır sergilediği iddiasında bulunmaktadır. 

Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’ın bu süreçteki adil ve soğukkanlı tavrı bizzat çalışanlara ve hatta o dönem Har Medya ve 24 Kare’nin yönetiminde görev alanlara sorulabilir. Öte yandan Ayşe Yıldırım ve Artı Yönetimi, Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’a yönelik iftira ve karalama kampanyasını, Yurttaş’ın sendikalı çalışanları işten atmalarına izin verilmeyeceği, sessiz kalınmayacağını bildirmesi üzerine daha aylar önce başlamıştır. İşten atmalar sonrası kanalda çalışanlarla gerçekleştirdiği 15 dakikalık toplantı “baskın” şeklinde nitelenmiş burada yaptığı ve 30’a yakın üyenin tanık olduğu konuşmasında kendisi kanal yönetimine dair hiçbir ifade kullanmadığı halde yöneticilere hakaretler ettiği; “kayyum” yakıştırması yaptığı gibi gerçekle alakası olmayan ithamlarda bulunulmuştur. Bununla da yetinilmeyip Türkiye’de farklı sendikalardan çok sayıda isim aranarak lobicilik yapılmış, bu asılsız iddialar yinelenmiş kendisine “arıza”, “baskın” “taşkın” gibi sıfatlar yakıştırılarak itibarı hedef alınmıştır. Sürecin sağlıklı yürümesi arzusuyla bu kişisel saldırılar kendisi tarafından uzlaşma görüşmelerinde gündeme getirilmemiştir.

* Ayşe Yıldırım ve Artı Yönetimi, iftira metinlerinde Artı TV’de program yapan Dilek Dindar’ın “çalışanlara yönelik hem fiziksel hem de mobbing uyguladığı, cinsiyetçi hakaretler ettiği ortaya çıktığını, bu durumun DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş’a aktarıldığı ancak sendikanın bu konuda sessizliğe büründüğünü” iddia etmektedir.

Dilek Dindar hakkındaki söz konusu şikâyet DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş’a değil, DİSK Basın İş ile imzalanan protokolle oluşturulmuş, iş barışı sağlama amacı taşıyan ve DİSK Basın İş Yöneticisi Elif Akgül, DİSK Basın İş’in işyeri temsilcileri ve patronun belirlediği bir temsilci tarafından oluşturulan komisyona iletilmiştir. Söz konusu şikâyet, sözlü görüşmelerin yanı sıra, çalışanlarla da istişare edilmiş, şikâyet dilekçesi formatında işyerine iletilmiş, adım atılması istenmiştir.

Bu süreç sonucunda Dilek Dindar programına son vermiştir. Lakin Artı TV yönetimi, çalışandan ve iş barışından yana bu onarıcı ve olumlu tavrını işyerinde çalışanların uyarı eylemine destek veren ve programını bu gerekçeyle askıya alan Dilek Dindar’a karşı uygulamakla birlikte, Artı TV’de uzun süredir program yapan, sendika sürecinde yönetimin yanında yer almış, çalışanlara yönelik cinsiyetçi küfürleri ve yayın esnasında çalışanları aşağılayan tavrı sendika ve işyerinin oluşturduğu komisyona iletilmiş, komisyonun Artı TV yönetimini bu konuda 2 (iki) defa bilgilendirdiği erkek program sunucusu hakkında aynı olumlu ve onarıcı adımları atmak şöyle dursun, uyarıda bile bulunmamıştır. Ayşe Yıldırım ve Artı TV burada Dilek Dindar’ın programına son verip, o süreçte sağlık problemleri nedeniyle sendikal çalışmalara bile katılamayan Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’ı karalamaya çalışırken bir yandan da kendi “tarafında” gördüğü erkek sunucuyu korumakta, cinsiyetçi ve şiddet içeren eylemlerinin üzerini kapamaktadır.

* Ayşe Yıldırım ve Artı TV yönetimi, DİSK Basın İş’in eski işyeri temsilcisi Cenk Kolçak’ın işyerinde çalışan bir kadın editöre “hakaret, cinsiyetçi küfür ve taciz” içerikli mesaj gönderdiğini, söz konusu kadın arkadaşın konuyu sendikaya taşıdığını ancak olayın Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş tarafından “örtbas edildiği” iddiasında bulunmaktadır.

Olay söz konusu cinsiyetçi ifadeye maruz kalan kadın çalışan tarafından sendikaya taşınmamıştır. Bu olay öğrenildikten sonra Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş kadın arkadaşla iletişime geçmiş, “Senin için ne yapabiliriz” diye sormuştur. Kadın arkadaş, Cenk Kolçak’ın işyeri temsilciliğinden çıkarılmasını talep etmiş, Kolçak da işyeri temsilciliğinden azledilmiştir. Sendika olarak her türlü işlem talebine açık olduğumuz da kendisine iletilmiştir. Kadın arkadaşımız, konuyu çalışanlara iletme aşamasında “İsmimin verilmesinin bir sakıncası yok. Hatta herhangi bir açıklama yapmak istemezseniz de olur. Çok sorun değil bunlar” tavrını benimsemiştir. Olayın ardından durum “24 kare temsilcimiz Cenk, bir arkadaşımızla diyaloğunda kullandığı üslubu nedeniyle işyeri temsilciliğinden ayrılacak” mesajı ile çalışanlara duyurulmuştur. Olaya maruz kalan kadın arkadaşımız bu konu üzerine sendikamıza, işyeri temsilcilerimize ya da Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’a herhangi bir itirazda bulunmamıştır. 

Bu durum yakın zamanda kadın arkadaş, Ayşe Yıldırım, Fatih Yapıcı, Seda Öz ve Cenk Kolçak’ın dahil olduğu bir toplantıda gündeme gelmiş bunun üzerine kanal yönetimi Kolçak’ın işten çıkarılma sürecini başlatmıştır. Söz konusu sürecin ardından gerek Genel Sekreter Özge Yurttaş gerekse Yönetim Kurulu Üyemiz Elif Akgül kadın arkadaşımızla iletişime geçmiş ve görüşme yapmıştır. Yaşadığı olaya dair o dönemlinden farklı bir beyanı veya talebi olup olmadığı sorulmuş, olmadığı yanıtı alınmıştır. Kendisine ayrıca “Sendikanın konuyu ört bas ettiğini düşünüyor musun” diye sorulmuş, kadın arkadaş “Hayır. Ama ismimin açıklanmaması beni düşündürtmüştü” cevabı alınmıştır. Bu durumda, böylesi bir durumda istediği zaman yönetimle iletişime geçebileceği, talebi doğrultusunda yahut konuya göre resen bir sürecin başlatılabileceği kendisine iletilmiştir.

Unutulmamalıdır ki, geçtiğimiz sene içinde bir üyemizi işten çıkaran eski Artı TV çalışanı bir kadın yöneticinin, üyemiz hakkındaki “cinsiyetçi ve ayrımcı söylem, psikolojik şiddet” şikâyeti üzerine, tümü feminist kadınlardan oluşan sendikamız Disiplin Kurulu bir disiplin süreci işletmiş, bu konuda kamuoyunu şeffaf bir şekilde bilgilendirmiştir. DİSK Basın İş’in herhangi bir şiddet ve taciz konusunda müsamaha göstermesi söz konusu olmadığı gibi, bu gibi durumları feminist yöntemlerle, olabildiğince şeffaf yürütme gayesi vardır. 

Kaldı ki o gün savunduğumuz gibi bugün de sendikamızın yetkili kurumlarına bir başvuru geldiği taktirde gerekeni yapmaktan geri durmayız. Bunu da en iyi Artı işvereni bilir. Bu arada Sibel Hürtaş’ın asılsız iddiasına rağmen bir üyemizi işten çıkartan Artı yönetimi hatasını kabul etmesine rağmen arkadaşımızı işe başlatmadığı gibi pandemi döneminde ücretsiz izne çıkartarak yol açtıkları mağduriyeti de gidermedi.

Özetle “Artı TV yöneticilerini somut belge, bilgi olmadan mobbing, değersizleştirme ve sendika düşmanlığı ile suçlayan DİSK Basın İş’in gerçek yüzünü bilmenizi isterim” diyen Ayşe Yıldırım ve Artı TV yönetiminin,

Neredeyse 5 yıldır zam almaksızın çalıştırdıkları çalışanlarına yönelik uyguladığı mobbing kendilerine de iletilen tutanak ve şikâyet dilekçeleri ile kayıt altındadır,

Yönetim, işyerinde uyarı mekanizmasını bir mobbing aracı olarak kullanıp, somut belge ve bilgilere dayanmaksızın “hissi kararlar” ve niyet okumalarla üyelerimizi baskı altına almaya çalışmaktadır,

Sendikalı çalışanlara destek vermeyen, yönetimle iyi geçinen şiddet faillerini bilmelerine, kendilerine bu konuda dilekçe formatında ve sözlü olarak birden fazla kez bildirimde bulunulmasına rağmen destek çıkmaya devam etmedirler.

Belki de en vahimi, patriyarkal sistemin bir sonucu olan cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi bir maşa gibi kullanıp, bugüne dek yönetici ve patronlara karşı bir kadın sendikacı olarak daima adil, kararlı ve soğukkanlı bir şekilde işçilerin hakkını savunmuş olan Genel Sekreterimiz Özge Yurttaş’a karşı sistematik bir karalama kampanyası başlatmışlardır. Kendi beceriksizlik ve başarısızlıklarını başkalarını, DİSK Basın İş’i suçlayarak örtmeye çalışmaları acınası bir durumdur.

İşlerine gelen şiddet failini koruyup işlerine gelmeyenleri sendikasızlaştırma ve işçi düşmanı politikalarını pekiştirmek için kullanan Artı TV yönetimini ve Ayşe Yıldırım’ı kamuoyu ve Artı Vakfı nezdinde ifşa ediyoruz. Her ne kadar Artı Gerçek ile yollarını ayırdıklarını söyleseler de yazının yer aldığı antetli kağıttan da anlıyoruz ki, Artı Gerçek’te yaşananlar da halen onların sorumluluğundadır. Ergun Babahan’ın göreve başlaması ile birlikte arkadaşlarımızın editör paneline ulaşması engellenmiş ve işten çıkartılmalarına rağmen halen hakları ödenmemiştir.

İşte Ayşe Yıldırım’ın emeğe saygıdan ve örgütlü toplumdan anladığı budur. Yıldırım gerçekleri çarpıtarak kamuoyu oluşturabileceğini düşünmüş olabilir. Ama buna izin vermeyeceğimizi de bilmesi gerekir

 

DİSK BASIN İŞ Genel Yönetim Kurulu

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş Maltepe’de CHP’nin mitingini izleyen meslektaşlarımıza görev başındayken bir saldırı girişimi olmuştur. Saldırının… https://t.co/79te2KnA6l
Pazar, 22 May 2022 12:29
DİSK Basın-İş Sendikamızın bir önceki dönem Yönetim Kurulu Üyesi olan mücadele arkadaşımız Mahir Çetin'i kaybedeli 1 yıl oldu. Ma… https://t.co/UQ0VG93nXJ
Pazar, 22 May 2022 09:56
DİSK Basın-İş Gazeteci Seyhan Avşar ve Hale Gönültaş yaptıkları haberler nedeniyle tehdit ediliyor. Gazetecilerin ilkesi kamu yar… https://t.co/WrQUmLT4fs
Cuma, 20 May 2022 08:43