Sidebar

29
Prş, Eyl

Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in ölümünün üstünden 14 yıl geçti. 14 yıldır dava sürüyor. Devlet adaleti sağlamak yerine davayı kendi iç kavgalarının aracı olarak kullanıyor. Ve biz de 14 yıldır adalet bekliyoruz.

Dink suikasti 1915 Ermeni soykırımının bir devamı niteliğinde, büyük kapılar arkasında karar verilip küçük bir beldenin ufak insanlarının eline silah tutuşturularak gerçekleştirdi. Devlet her daim olduğu gibi ilk önce tetikçilerini, muhbirlerini gözden çıkardı.

İlk zamanlar Ergenekon ve Balyoz torbalarına sokuşturulmaya çalışılan dava bugün devlet içindeki eski kardeş yeni düşman AKP-Cemaat kavgasının bir sahnesi olarak devam ediyor. AKP iktidarının yeni yargı tetikçileriyle dava “en elverişli” şekilde bitirilmeye, dosya kapatılmaya çalışıyor.

Devlet içinde “vur” diyenlerin hala korunduğu bu davanın, Hrant’ı korumayanların, bile bile suikastin yolunu açanların -tam da onlardan biri olan Celalettin Cerrah’ın dediği gibi- “ufacık sabıkalarla” bitirilmesine izin vermeyeceğiz.

Hrant’ın katli 106 yıllık bir suçun sonucuydu, faillerini, tetikçilerini, azmettiricileri Trabzon’daki Rahip Santaro cinayetinden, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamından, 16 Mart’ta Beyazıt’tan, Cizre’den tanıyoruz. Irkçı faşizmin tanığıyız.

Kardeşimizin, meslektaşımızın, yoldaşımızın failleri açığa çıkmadan, adalet yerini bulmadan yangından mal kaçırır gibi “iyi çocukların” korunarak bitirilmesını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz!

Hrant için, adalet için bu suikastin faillerinin peşindeyiz.

Ankara'da dün bir dizi eş zamanlı saldırı yaşandı. Organize olduğu belli bu saldırıya uğrayanlardan biri de Yeniçağ gazetesi yazarı Orhan Uğuroğlu’ydu. Önceki gün de KRT'de program yapan Afşin Hatipoğlu evinin önünde saldırıya uğradı. Meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Tüm bu saldırıların iktidar koalisyonunun bir kanadı tarafından teşvik ve organize edildiğini düşünüyoruz.

Bu faşist saldırıların en korumasız olan, tutuklanan, yargılanan ama her şeye rağmen mesleğini sürdürmeye çalışan, gazetecilere yönelmesi endişemizi daha da artırdı. Uğuroğlu'na saldıranlar kısa süreli gözaltı sonrası serbest bırakıldı.

Çeşitli iktidar oyunları nedeniyle gazetecilere yönelik baskılardan vazgeçin.

Üç gün sonra Hrant Dink anılacak, dün Metin Göktepe’yi andık. 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’yu anacağız. Gazete binaları bombalandı, gazeteciler öldürüldü.

Vazgeçilmedi, vazgeçilmeyecek. Haber yapılacak ve duyurulacak.

İktidarın yayın grubu Turkuvaz Medya’ya bağlı Sabah gazetesi Ankara, İzmir, Adana ve Antalya bölge eklerini kapama kararı aldı. Ekler dün son kez yayımlandı. Ayrıca aldığımız duyumlara göre grup, Antalya matbaasını da kapatma kararı aldı.

Bu kararla onlarca basın emekçisi işsizler ordusuna katılacak.

Yıllardır iktidarın nimetlerinden yararlanan Turkuvaz Medya’nın bu kararının ardında Ankara, Adana, Antalya belediyelerine CHP’li başkanların seçilmesinin etkisi olduğu konuşuluyor.

Yıllarca iktidar tarafından sübvanse edilen, aldığı ihalelerle milyonlarca dolarlık haksız kazançlar elde eden grup, en ufak sarsıntıda bedeli basın emekçilerine ödetmeye çalışıyor.

Umarız, işinden olan meslektaşlarımız tazminatlarını ve yasal haklarını alır. Bu konuda yaşanacak her sorunda DİSK Basın-İş meslektaşlarımızın yanındadır.

“Basın duyuracak benim sesimi, tüm Türkiye duyacak. Parası olan kazanmayacak, 3 kuruş için fabrikada kölelik yapan kazanacak.”

Yukarıdaki sözler, Sakarya’da patlayan havai fişek fabrikasında hayatını kaybedenler için 6 Ocak günü yapılacak duruşma öncesinde, yakınını kaybeden bir kadın tarafından söylendi. Söylendi ama o sözler iktidar kontrolünde olan medyanın çoğunluğu tarafından duyurulmadı, bu çığlık sosyal medya aracılığıyla kulaklarımıza erişebildi.

Çünkü basın ve ifade özgürlüğü iki taraflı ihlal ediliyor: Halkın haber alma hakkı kadar “haber olma” hakkı da elinden alınıyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, Türkiye’deki ahval ve şerait pek de iç açıcı değil. Kamu adına iktidarı denetlemekle mükellef olan, “4’üncü kuvvet” diye tabir edilen basın, büyük oranda iktidarın borazanı haline gelmiş durumda. Ülkenin pek çok yerinde adalet arayan madenciler, köylüler, işçiler seslerini duyurmaya çalışıyor. O sesler duyulabilse patronlar yasalar çerçevesinde hak edilmiş tazminatların üzerine konamayacak, bundan sonra konmayı da aklına getiremeyecek. O sesler herkese ulaşsa kamuoyu oluşacak, doğa harikası topraklarımız altında 3 kuruşluk maden var diye, derelerimiz 5 kuruşluk enerji üretilecek diye tarumar edilmeyecek. Ama iktidar eliyle tesis edilen talan ve yağma düzeni bu seslerin duyulmasına izin vermiyor.

Halk ekonomik krizde hayatta kalma mücadelesi verirken talan edilen paraların akıbeti sorgulanmasın diye iktidar elini medyanın üzerinden bir an olsun çekemiyor. Öyle ki, yeni kurulan bir televizyon kanalı daha 26’ncı gününde ekranını karartmak zorunda kalıyor. Kanalda kimin yayın yönetmeni olacağı, kimin haber müdürü olacağına bile müdahale edilmeye çalışılıyor, çünkü bağımsız gazeteciler iktidar için güvenilir değil, güvenecekleri “suç ortakları”na ihtiyaçları var.

Gazeteciler Adliye Adliye Dolaşıp Adalet Arıyor

Peki bağımsız gazeteciler, mesleğinin hakkını vermek için gayret gösterenlerin başına ne geliyor? Akla mantığa sığmayacak iddialarla, hatta iddianamelerle onlarca gazeteci tutuklu. Yüzlercesi mahkeme mahkeme dolaşıp devasa adalet saraylarında adalet arıyor. Savcılar hızını alamayıp kimin gazeteci olduğuna karar vermeye kalkıyor. Anayasada “basın hürdür, sansür edilemez” dendiği halde basın kartı sansür aracı haline getiriliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı pek çok basın kartı başvurusunu “incelemede” diyerek vermiyor. Ve fakat mahkemeler, basın kartı yok diye gazetecinin gazeteci olmadığına, olayları takip ettiğine göre, gazeteci değilse o zaman örgüt üyesi olduğuna hüküm veriyor. Yani devlet hem gazeteciye basın kartı vermiyor, hem de kart vermediği gazeteciyi terörist ilan ediyor. Onlarca gazeteci sudan sebeplerle verilen cezalar nedeniyle, her an hapse atılırım endişesiyle soluğu yurt dışında alıyor.

Halka Gerçekleri Ulaştırmak Gazetecinin İşidir

Yine de gazetecilik var bu ülkede. Van’da köylülerin askeri bölgede linç edilip birinin öldürüldüğünü, ısrarla yapılan haberler sonucu öğrenebildik. El değiştiren belediyelerdeki yolsuzlukları, bunları yazan gazeteciler sayesinde öğrenebildik. Damat Bakanın istifasını yüzlerce yayın organı veremedi ama türlü ekonomik, siyasi baskılara rağmen ayakta durmaya çalışan gazeteler, televizyon kanalları, ilk andan itibaren konuyu halka duyurdu. Uyuşturucu baronlarının devleti nasıl kullandığını, 15 Temmuz sonrası devlette köşe kapmaca oynayan diğer cemaatleri, cesaretle yazan gazeteciler sayesinde öğrendik. Sayıştay raporlarına yansıyan ama hasıraltı edilen çok sayıda usulsüzlüğü, yolsuzluğu ısrarla yazan gazeteciler sayesinde biliyoruz. İyi gazetecilik hala var ve mutlaka var olmaya devam edecek.

Gazeteciler Örgütsüz

İletişim Fakülteleri mezunlarının çok çok azı meslekte kendilerine yer bulabiliyor. Meslekte yer bulabilen genç gazeteciler ise güvencesiz çalışıyor. Çok düşük ücretlerle teklif edilen işleri kabul etmek zorunda kalıyorlar. Medya kuruluşlarında patronların tek taraflı tasarruflarına sesini çıkaran gazeteciler ücretsiz/ücretli izne çıkarılıyor, işten çıkarılma tehdidi altında görevlerini yapmak zorunda kalıyorlar. Bazıları ise kendini daha güvende hissedecekleri meslek dışı işleri tercih etmeye başlıyor. Tüm bunların temel nedeni ise gazetecilerin örgütsüz olması. Gazetecilerin yüzde 2-3 kadarı sendikalı. Bu denli örgütsüz bir meslek grubunun haklarını koruması, geliştirebilmesi mümkün değil.

O nedenle, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, ne yapın edin, sendikalı olun, DİSK’li olun!

Yol TV Ankara muhabiri Özge Uyanık, görevi gereği Sağlık Bakanlığı’nın toplantılarını takip ediyor, gerek Bakan’ın gerek bakanlık yetkililerinin açıklamalarını haberleştiriyor. Özge Uyanık twitter hesabından yaptığı açıklamada bakanlık toplantılarında kendisine soru yöneltme izni verilmediğini, soru sormak için talepte bulunduğu halde görmezden gelindiğini açıkladı. Özge Uyanık son toplantıda da aynı şey olunca Bakan’a yöneltmek istediği soruyu sosyal medya hesabından sordu. Bunun üzerine Özge Uyanık toplantı takvimlerinin ve açıklamaların paylaşıldığı bakanlığa ait Whatsapp grubundan gerekçesiz çıkarıldı.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de aylardır Covid-19 virüsü ile mücadele ediyoruz. Herkesin gözü Sağlık Bakanlığı’nda. Gerek kamuoyunun sürekli rakamlara dair kuşkusunu dile getirmesi gerek Dünya Sağlık Örgütü’nün baskılarıyla vaka ve ölüm sayılarının bir süredir daha yüksek gösterildiğini görüyoruz. Bakan’ın açıklamalarından anlıyoruz ki aylar önce günlük vaka sayıları 80 binlerde imiş. Halka açıkça yalan söylemeyi marifet sayan Sayın Bakan’a bu cesareti veren ise zapturapt altına aldıkları medya kuruluşlarının her denileni “doğru” kabul etmesi, halka yalan söyleyen bir bakanlığın yalanına ortak olması.

Oysa gazeteci soru sorar. Sizi sıkıştırmak için değil, halka gerçekleri ulaştırmak için sorar.

Sayın Bakanlık yetkilileri, bakanlık babanızın çiftliği değildir! Gazeteciler sizin ağzınızdan çıkanı sorgusuz sualsiz kabul edecek görevlileriniz değildir. Haber kaynaklarından yoksun bırakarak gazetecileri “terbiye” edemezsiniz!

Gazeteci Özge Uyanık’tan ve tüm gazetecilerden derhal özür dileyin. Özge Uyanıkı’ bakanlık haberleşme ekleyin ve kendisini gruptan çıkaran yetkili hakkında gerekli işlemi derhal yapın!

 

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş K24 kameramanı Dilşad Kerim ve muhabir Soran Kameran canlı yayın sırasında İran tarafından Pirde’de düzenlenen bomb… https://t.co/x7EMJqLj4A
About 12 hours ago
DİSK Basın-İş Demokratik Modernite Dergisi çalışanı Ramazan Dişarı hakkında çıkan haberler ve kurum tanıtım kartının 'sahte' bası… https://t.co/TbIAK2vLjS
Pazartesi, 26 September 2022 15:03
DİSK Basın-İş Soruşturma davaya dönüştü. Üyemiz Gökay Başcan'ın yanındayız. Soruşturmalarla, davalarla gazeteciliğe ket vuramayac… https://t.co/MEzBKB20hC
Pazar, 25 September 2022 18:03