Sidebar

29
Prş, Eyl

Gazetecilik zor iştir bu topraklar üzerinde. Sadece hapse girmek, onlarca yıl hapis cezası ile yargılanmak, mahkeme kapılarında gününü geçirmek, gözaltına alınmak gibi 'olağan iş'ler dışında zorlukları vardır.

Günlük çalışma saatiniz belirsizdir, COVID-19 nedeniyle herkes evine kapanırken onlar yine haber için riskli alanlara girmek zorundadır ve her an virüs ile tanışabilirler. Bayramlarda çalışırlar, televizyonlarda radyasyona maruz kalırlar. Sizin gazete sayfalarında ya da ekranda görmeye tahammül edemediğiniz görüntüler onların yaşamının bir parçasıdır. Günü gelir bir politikacının ağzından çıkacak iki kelime için yağmur, soğuk demeden bekler günü gelir enkazın altından çıkartılacakları beklerler. Elbette sadece haberci için değil bu sözler, teknik ekibinden idari ekibine kadar herkes bu yıpratıcı işten nasibini alır.

Polisi, hakimi yaptığı işe değil cebindeki karta bakar gazeteci olup olmadığına karar vermek için. Mahkeme 'devletin verdiği kart olmadığına göre gazeteci değilsin" der çıkar işin içinden. Tüm bu adeta ömür törpüsü denebilecek rutin karşısında eğer işverenini 'Basın İş Kanunu'na tabi çalışmaya ikna edebilirse 'yıpranma hakkı' elde eder. Ancak AKP o hakkı da bir çırpıda silip atıverdi. Devletin verdiği kartın yoksa yıpranamazsın!

Bir çok kez söyledik, devlet tarafından verilen kart gazetecilik ehliyeti değildir. Gazetecilik yapmak için basın kartı gerekmediği gibi kart yokken de bu meslek yeterince yıpratıcıdır.

Doğru olan yıpranma hakkının sadece habercilere değil, tüm basın ve matbaa çalışanlarına tanınmasıdır. Hatta bu mesleğin bu denli yıpratıcı olmaktan çıkartılmasıdır. Bunu o yasal değişiklik için el kaldıranların da çok iyi bildiğinden şüphemiz yok. Tarihe bir kez daha not düşüyoruz. Emekçiler, günü gelince kalkan o parmakların hesabını soracaktır.

 

DİSK Basın İş Yönetim Kurulu

Pazar gecesi tüm ülke, ekonominin başındaki Berat Albayrak’ın istifasını açıkladığı İnstagram paylaşımıyla sarsıldı. Yaşadığımız ekonomik krizin sorumlularından biri olan Albayrak, istifasını iktidarın yıllardır zapturapt altına almak istediği sosyal medya üzerinden duyurdu.

O andan itibaren, son dönemde türlü cezalarla yıldırılmaya çalışılan bağımsız televizyon ve internet siteleri dışında hiçbir “ana akım” medya mecrası haberi görmedi, göremedi. Hatta bir ekonomi kanalında ülke ekonomindeki son durum canlı yayında konuşuluyordu. Programda Bakan Albayrak’ın adı bile geçmedi.

Saray’ın bir aparatı haline getirilen medya kuruluşları, Bakan’ın kendi hesabından paylaştığı istifa haberini dahi veremiyordu. “Bakan Albayrak İnstagram hesabından istifa ettiğini duyurdu. İstifa haberi henüz resmi makamlarca doğrulanmadı” bile diyemeyen “resmi medya”nın çaresizliği, Saray Rejimi’nin inşa ettiği medya düzenini de herkese malum ediyordu.  Belli ki Saray’da konuyla ilgili kargaşa halen devam etmekteydi. Bazı yabancı haber ajanslarının “bakanlık yetkililerine” dayandırarak verdiği gelişme, saatler sonra bazı medya kuruluşları tarafından “iddia” şeklinde paylaşılmaya başlandı.

İstibdat rejimlerinin karakteristiği haline gelen halkın haber alma hakkına yönelik kısıtlamalar, bu istifa sürecinde artık iyiden iyiye gün yüzüne çıktı. Bir bakan “ben istifa ediyorum” dediği halde bu sözleri bile medyada yer bulamadı. İktidarın birer propaganda aygıtına dönüşen medya kuruluşlarının pulları bu istifa sürecinde bir bir dökülmüş oldu.

Bu durum bir kez daha gösterdi ki: gazeteciliğin belgesi saraydan alınan turkuaz kartlar değil, kamuoyuna duyurulan haberlerdir. O haberler için ter döken basın emekçilerinin fedakâr çabalarıdır. O çabaları gazetecilik diye takdir edecek makam ise saraylar değildir, halkın vicdanıdır.

 

DİSK Basın İş Yönetim Kurulu

Meclis’te görüşülen torba yasa, bir kez daha çalışanların haklarını budayan, patronları kollayan maddelerle dolu.

Mesleğimizi ilgilendiren madde ise yıpranma hakkıyla ilgili. Sadece basın kartı olanların yıpranma hakkından yararlanacağı öngörülüyor. Yeni rejime geçildikten sonra Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İletişim Başkanlığı büyük bir keyfiyetle istediğine basın kartı veriyor, istemediğine vermiyor. Yüzlerce basın kartı iptal edildi. Bu yasa sadece sarayın seçerek verdiği basın kartlarına yıpranma hakkı veriyor.

Daha önce Anayasa Mahkemesi’nin kaldırdığı düzenlemeyi yasalaştırıyor ve yasalaştıracak da. Çünkü sadece kendilerinden olanların gazeteci sayılmasını istiyor. Van’da helikopterden atılan iki yurttaşla ilgili haberler yapan dört gazeteci tutuklanırken “onların basın kartı yok” denilmişti. Nasıl olsun ki?

DİSK Basın İş yıllardır söylediğini bir kez daha tekrarlıyor: Devlet kurumlarının verdiği basın kartları gazetecilik ruhsatı değildir. Meslek örgütlerinin oluşturduğu bir komisyon tarafından verilen kartlar basın kartı olmalıdır. Bu gerçekleşene kadar medya organlarının verdiği kartlar basın kartı olarak tanınmalıdır. İnternet medyasında çalışan meslektaşlarımız da bu alana dahildir.

Yıpranma hakkı ayrımsız tüm gazetecilere ve matbaa işçilerine tanınmalıdır.
 
DİSK BASIN İŞ

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 'milli menfaatler' nedeniyle doğru bilgileri paylaşmadığını açıklamıştı. Ancak bu sorumsuzca açıklamalar, toplumda rehavete ve salgının büyümesine yol açtı. O salgını izleyen, tüm dünyadan haberleri okuyucuya, dinleyiciye, izleyiciye aktarmaya çalışan basın emekçileri de salgını en ağır yaşayan meslek grupları arasına girdi.

Salgının, ve insan sağlığının ciddiye alınmamasının en önemli yansımasını, şirket CEO'su Mammad Gulmammadov'un ‘biz haberciyiz’ diyerek önlem almayı reddettiği, hatta instagram hesabından da koronavirüsle dalga geçen paylaşımlar yaptığı Haber Global televizyonu çalışanları arasında görüyoruz. Uzaktan çalışmaya geçmeyen, önlem almayan kanalda bir kişi ile başlayan COVID-19, gerekli önlemlerin alınmaması nedeni ile hızla yayıldı. Geçtiğimiz günlerde yapılan toplu testin ardından yaklaşık 60 kişinin testi pozitif çıktı.

Tele 1 kanalında da önceki gün yapılan test sonucu 7 kişinin pozitif çıktığı belirlendi. Test sonuçları geldikçe sayının arttığı gözlendi. TRT'ye ait Harbiye yerleşkesinde de bir kişinin pozitif çıkmasının ardından önlemler arttırıldı. CNN Türk sunucusu Duygu Kaya da bir süre önce test sonuçlarının pozitif çıktığını duyurdu.

Uyarıyoruz...

  • Pandemide ortadaki tablo Mart - Nisan aylarından daha ağırdır, basın emekçileri imkanlar doğrultusunda uzaktan çalışmaya yönlendirilmelidir.
  • Beraber yaşadıkları kişiler için risk teşkil etmesi halinde ofis çalışmasına zorlanmamalıdır.
  • Evden çalışması istenenler için her türlü altyapı sağlanmalıdır.
  • Çalışma alanları UV-C ve Hypo Clean türü cihazlar ile ortam dezenfekte edilmeli
  • Evden çalışmak zorunda olanların artan masrafları gözetilerek gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
 
DİSK Basın İş

 

Sendikamız, Artı TV’de işten çıkarılma sürecinin ardından üyemiz hakkında yapılan “cinsiyetçi şiddet” suçlaması hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamlamıştır. Ağustos ayında başlayan sürece dair işleyiş ve değerlendirmemiz aşağıdaki gibidir:

Sendikamız Haziran ayında Sibel Hürtaş ile iş akış sürecine dair yaşadığı tartışma sonucu “idari izne” çıkartılan üyemiz Eren Güven için işveren tarafıyla yürüttüğü müzakerede üyemiz Eren Güven’in belirsiz süreli işten uzaklaştırılması kararında inisiyatifi olan Artı TV Ankara temsilcisi Sibel Hürtaş ile görüşmüş, Hürtaş’ın bu görüşmede gündeme getirdiği sözlü şiddet, cinsiyetçi tuttum iddiaları üzerine kadının beyanını esas alarak bir soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sürecinin her bir aşamasında kadın mücadelesinin temel değerleri göz önünde tutulmuştur. Bu nedenle sendikal mücadelenin önceliklerinin yanı sıra feminist mücadelenin değer, yöntem ve ilkelerini benimseyen bir tutum izlenmiştir. Önce yüz yüze görüşülen Hürtaş’ın, yazılı olarak da şikâyeti alınmış ve işleme konmuştur. Tamamı kadınlardan oluşan kurullar tarafından yapılan değerlendirme sonucu iddialara konu olan üyemiz Eren Güven’in hem yazılı hem sözlü savunması alınmıştır. Hürtaş’ın şikâyet dilekçesinde işyerindeki diğer isimler tanık olarak gösterilmiş, bu tanıkların ve Hürtaş’ın telefon aracılığıyla sendikamız yönetimiyle görüştürdüğü tanığın beyanları alınmıştır.

Bu anlayışla yürüttüğümüz soruşturmada oluşan kanaatimiz, bağımsız feminist isimlerle ve hukukçularla istişare edilmiştir ve soruşturma aşağıdaki gibi nihayetlendirilmiştir:

Yapılan inceleme sonucu

  • Eren Güven’in amiri konumundaki Sibel Hürtaş ile iş akış sürecine dair yaşadığı bir tartışma nedeniyle önce “süresiz idari izne çıkarıldığı” anlaşılmıştır.
  • İdari izin ve sonrasında işten çıkarmaya ilişkin işverence yürütülen süreçte alınan yazılı savunmada da sonrasındaki işten çıkış bildiriminde Güven’in Hürtaş’a yönelik cinsiyetçi / ayrımcı tutumu gerekçe olarak gösterilmemiştir. İşverenin bu tavrı soruşturma sürecini etkilememiş olsa da kamuoyuna yapılan bilgilendirmede bu noktaya yer verilmesi gerekli görülmüştür.
  • Eren Güven, Hürtaş’ın “kadın yönetici olduğu gerekçesiyle inisiyatifinin tanınmadığı” yönündeki suçlamasından tanıkların beyanıyla aklanmıştır.
  • Eren Güven, işyeri ortamında “kapıları çarparak, bağırarak gerginlik yarattığı” yönündeki suçlamalardan Güven’in hem olay öncesi hem de olay sonrası böyle bir tutum takınmadığını doğrular nitelikteki tanık ifadeleriyle aklanmıştır.
  • İşten çıkarma ile sonuçlanan idari izin süresi boyunca Güven’in Hürtaş’ı tehdit ettiği, “İşten atmanın bedelini ödeteceğim” dediği kadın kimliğini hedef alarak itibarsızlaştırmaya çalıştığı, siyasi ağlardaki ilişkilerini kullanarak Hürtaş’a baskı yaptığı iddialarını ispatlar nitelikte bir bilgiye veya tanıklığa ulaşılamamıştır. Tanık görüşmelerinden çıkan sonuç, aksi bir biçimde Hürtaş’ın gazeteci kimliğiyle görüştüğü en az bir (1) kişiye Eren Güven’i itibarsızlaştıracak yönde açıklamalar yaptığı yönündedir. Bu konuda gösterilen bir tanık ise Güven’in kendisiyle yaptığı konuşmalarda böyle bir beyanda bulunmadığını, işe geri dönmek konusundaki isteğini ifade ettiğini ve Hürtaş’ı hedef alan açıklamaları olmadığını dile getirmiştir.
  • Güven’in, Hürtaş’ın özel hayatını hedef alan cinsiyetçi açıklamalarına dair bir (1) tanık beyanına ulaşılmıştır. Bu tanık, olayı çözme amacıyla Güven’i telefonla arayarak görüştüğünü ve bu görüşme esnasında kendisinde bu kanıyı oluşturacak ifadeler kullanıldığını aktarmıştır. Güven, tanıkla böyle bir telefon görüşmesi olmadığı yönünde ifade vermiştir. Kurulumuz bu durumda kadının beyanını esas almıştır ve ifadelerin sarf edildiğini kabul etmiştir. Söz konusu ifadenin, kamusal bir ortamda Hürtaş’ı itibarsızlaştırmak kastıyla değil arabuluculuğa soyunan bir başka arkadaşla yapılan özel bir sohbette sarf edildiği, açık değil dolaylı bir cinsiyetçi niyet içerdiği bu nedenle “işten çıkarılma” yaptırımıyla cezalandırılacak bir suç sayılamayacağına karar verilmiştir.

Üyemiz Eren Güven, kurullarımız tarafından yürütülen soruşturmalar sonucunda hakkındaki tüm suçlamalardan aklanmıştır.

Hatırlatmak gerekirse Artı Tv çalışanı Eren Güven, amiri Sibel Hürtaş ile bir tartışma sonrası “idari izne” çıkartılmıştır. Güven’e üç aylık bir sürenin ardından ise iş akdinin sonlandırıldığı bildirilmiştir. Koronavirüs salgını nedeniyle resmen işten çıkarılamayan Güven, bu süreçte “ücretsiz izinde” gösterilmektedir.

Artı TV yönetimini bu konudaki haksız uygulamadan vazgeçerek üyemizi işbaşı yaptırmaya çağırıyoruz. Haksız bir idari izin ve akabinde yaşanan işten çıkarma bildirimi sonrası Eren Güven’in mağdur olduğu ortadadır. Üyemizin işten çıkarıldığı yetmezmiş gibi, hakkındaki iddialar nedeniyle başlatılan disiplin soruşturması nedeniyle en çok ihtiyaç duyduğu dönemde üyeliği askıya alındığı için sendikal dayanışma ve dayanaktan da mahrum bırakıldığı görülmektedir. Güven’e işten çıkartma bildirimi öncesi işveren tarafından yapılan farklı bir şehirde çalışma önerisini de Artı TV’nin Güven’i mağdur etmek istemediğine ilişkin bir işaret olarak görüyoruz. Artı Tv yönetimini, sendika olarak yürüttüğümüz soruşturmayı göz önüne almaya davet ediyor. Üyemiz Eren Güven’in acilen iş başı yaptırılmasını istiyoruz.

Türkiye’de feminist hareketin ve tek tek her bir kadının zorlu mücadelelerle toplumsal muhalefete benimsettiği eşitlikçi ilkelerin ve kadına yönelik şiddete karşı mücadele ilkelerinin savunulması, sendikamızda görev alan tüm kadınların üzerine düşen temel görevlerdendir. Bu görev, söz konusu ilkelerin tavizsiz hayata geçirilmesi kadar bu ilkelerin süreçleri belirsizleştirecek ve yarattığı değeri aşındıracak niyetlerle kullanılmasına karşı durmayı da kapsamaktadır. Kadın mücadelesinin değerleri kişi ve kurumların haksız uygulamalarına kalkan olamayacak kadar kıymetli ve güçlüdür. Zira bu mücadele, kadınların kıymetli emeğiyle bugünlere gelmiştir. Mücadelemizin değerlerini savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bildiririz.

Gereğini kamuoyunun takdirine sunarız.

 

DİSK Basın İş'li kadınlardan bilgilendirme

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş K24 kameramanı Dilşad Kerim ve muhabir Soran Kameran canlı yayın sırasında İran tarafından Pirde’de düzenlenen bomb… https://t.co/x7EMJqLj4A
About 12 hours ago
DİSK Basın-İş Demokratik Modernite Dergisi çalışanı Ramazan Dişarı hakkında çıkan haberler ve kurum tanıtım kartının 'sahte' bası… https://t.co/TbIAK2vLjS
Pazartesi, 26 September 2022 15:03
DİSK Basın-İş Soruşturma davaya dönüştü. Üyemiz Gökay Başcan'ın yanındayız. Soruşturmalarla, davalarla gazeteciliğe ket vuramayac… https://t.co/MEzBKB20hC
Pazar, 25 September 2022 18:03