Sidebar

29
Prş, Eyl

Kadına yönelik erkek şiddeti; sendikamız çatısı altında mücadele yürüten ve her biri feminist mücadelenin bir parçası olan biz DİSK Basın İş’li kadınlar için hassas, ertelenemez ve taviz verilemeyecek bir konu. DİSK Basın İş olarak üyelerimizin haklarını, sınıf mücadelemizi ve feminist mücadelemizi eşit derecede önemsiyoruz. Üyemiz Eren Güven’in işten çıkarılması kararında imzası olan meslektaşımız Sibel Hürtaş’ın iddialarına bu hassasiyetle yaklaşıyoruz. Ortaya çıkan sorunu, kadınlara karşı sicili kabarık olan sendikal alanda umut yaratacak örnek bir anlayışla yürütüp çözmek konusundaki ısrarımız baki. Bu nedenle ilgili soruşturmayı yürütebilmek için Hürtaş’ı bir kez daha yazılı şikâyet dilekçesi vermeye çağırıyoruz.

Bugün sansürün kaldırılışının yıldönümü. 1908’de ilan edilen Meşrutiyet’in ardından ilk kez sarayın sansürcüleri gazetelere, basımevlerine giremedi. İlk kez gazeteler sansürsüz çıktı. Ama gazeteciler, tarihlerinde çok önemli bir dönemeç olan 24 Temmuz’u on yıllardır ‘bayram’ olarak kutlamıyor.

Aradan geçen 112 yıl çok şey değiştirmedi ne yazık ki. İktidar 112 yıl önceki baskı dönemini yüceltiyor, istibdadın padişahına övgüler diziliyor. Bugün İletişim Başkanlığı, RTÜK, Basın İlan Kurumu yeni saray sansürcüleri durumunda.

İktidarın hoşuna gitmediği haberler, yorumlar yapan televizyon kanalları kapatılmak isteniyor, programlar durduruluyor, ödenemez para cezalarına çarptırılıyor. RTÜK Başkanı “Haber sunucularını uyarıyorum, böyle giderse yorum yapılmasını yasaklarız” diyebiliyor.

Basın İlan Kurumu gazetelere haberleri nedeniyle ilan kesme cezası veriyor. İletişim Başkanlığı istediği gazeteciye basın kartı veriyor, istemediğine vermiyor. Kazanılmış hak olan basın kartları keyfiyetle, hiçbir açıklama yapılmaksızın iptal ediliyor. Kurumun başkanı kendisi hakkında haber yapan gazetecileri yargının önüne atıyor.

Onlarca gazeteci çeşitli bahanelerle hapishanelerde tutuluyor. Yüzlercesi yargılanıyor. Neredeyse iktidarın hoşuna gitmeyen her haber hakkında dava açılıyor.

Özellikle OHAL döneminde kapatılan televizyon kanalları, gazete, haber ajansları, gazeteler, internet siteleri nedeniyle binlerce gazeteci işsiz kaldı. Bu gazetecilerin büyük bölümü halen işsiz.

Haberlere internet üzerinden erişim keyfiyetle engelleniyor. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle insanlar gözaltına alınıyor, hatta tutuklanıyor. Bu yetmiyormuş gibi sosyal medyayı sınırlandırma, tümden yasaklama niyetleri en yetkili ağızlarca dile getiriliyor.

Kısacası istibdat sürüyor. Bu ülkede gazetecilerin gerçekten bayram kutlayacağı günlerin gelmesi için mücadelemiz de sürüyor. O günlerin çok uzakta olmadığına inanıyoruz.

Gerçeklerden, haberden, gazeteciden korktukları için baskı uyguluyorlar. Onların korkusu bizim umudumuzdur.

Bıçak kemikte…

İktidar biliyor ‘Gazeteciliğin Suç Olmadığını’…

Ama isteyerek, taammüden suç işliyor. Çünkü korkuyor, korktuğu için de korkutmak istiyor.

Oda TV Ankara Temsilcisi Müyesser Yıldız ile Tele 1 Ankara Temsilcisi İsmail Dükel gözaltına alındı. 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun hedef gösterdiği gün, gazeteci Müyesser Yıldız’a bir kumpas kurulacağının işareti verilmişti.

19 Mayıs’ta Twitter hesabından Soylu, Yıldız’ı hedef aldı, tam 20 gün sonra gazeteci Müyesser Yıldız gözaltına alındı.

2019 yılına ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir soruşturması gerekçe gösterildi. 

Oda TV’den Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tutuklanmasının ardından gelen bu gözaltı bir planın parçası izlenimi veriyor. 

Barış Terkoğlu “Müyesser Yıldız, FETÖ yargılamalarını savcılardan bile daha yakından izleyerek birilerinin bilinmesini istemediklerini yazdığı için gözaltına alındı” diyor.

Soruşturmanın içeriğine dair bilgiyi ilk olarak yine hükümetin borazancısı Sabah gazetesinin vermesi şaşırtıcı değildi.

Yine Sabah gazetesinin haberinden anlıyoruz ki, Müyesser Yıldız’ın telefonları dinleniyor. Yaptığı görüşmeleri haberleştirmediği gerekçesiyle suçlanıyor.

 İsmail Dükel’in de aynı çerçevede suçlandığı gelen ilk bilgiler arasında. Sabah gazetesinin her bilginin haber yapılamayacağını, doğrulanması gerektiğini bilmemesi anlaşılır(!), ancak böyle bir suçlamanın yargı eliyle yapılması asla kabul edilemez.

Gazeteciler bilgileri çeşitli kaynaklardan toplar ve doğruluğundan emin olduktan sonra yayınlar. Yayınlanmamış bir haber için yapılan görüşmeler casusluk faaliyeti diye suçlama konusu yapılamaz.

Susturulmak, gözdağı vermek bu iktidarın ve ortaklarının en iyi bildiği şey…

Ama gerçek gazetecilerin susmayacağını, boyun eğmeyeceğini, biat etmeyeceğini de iyi biliyorlar.

Baskılarınız tükenmişliğinizden!

Çekin elinizi gazetecilerin ve gazeteciliğin üzerinden!

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanı Fahrettin Altun’un kiraladığı arazide kaçak yapı yıkımını haber yapan gazeteciler hakkında soruşturma açılması ile karşılamıştık. 3 Mayıs’a dair, “Gazeteciler adliyelere haber yapmak için değil, ifade vermek için gidiyor” demiştik.

Nitekim 3 Mayıs ertesinde, özgür olmadığımızı hatırlatan yeni bir gelişme daha oldu. Yine Fahrettin Altun, İletişim Başkanlığı görevinin dışına çıkıp, Artı Gerçek’te yer alan Ragıp Zarakolu’nun, AKP ve Demokrat Parti dönemini kıyaslayan  ‘Makus Kaderden Kaçış Yok’ başlıklı köşe yazısının ekran fotoğrafını eşliğinde, “Kaderi tayin eden Allah’a yemin olsun ki bu hastalıklı zihniyete ve tehditlerine boyun eğmeden milleti için dimdik duran liderimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sonuna kadar yanında, sonuna kadar arkasındayız” sözleriyle paylaştı.

Altun’un paylaşımının ardından hazırlanmış troll ordusu ise Zarakolu ve Artı Gerçek’e saldırmaya, her yoldan küfür ve tehditler savurmaya başladı. Saldırıdan yazının yayınlandığı Evrensel gazetesi de nasibini aldı.

Aynı gün Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı İbrahim Kalın, yazar Zarakolu ve Artı Gerçek hakkında suç duyurusunda bulundu. Akşam saatlerinde ise AKP sözcüsü Ömer Çelik MYK toplantısı gündemini anlatırken konuşmasının büyük bölümünü söz konusu yazıya ayırdı.

Dün ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına avukatı; Ragıp Zarakolu, Artı Gerçek ve Evrensel Gazetesi hakkında suç duyurusunda bulundu. Neredeyse bir iddianame niteliğindeki suç duyurusunda “sözde gazeteci”, “sözde basın” ifadelerinin bolca yer aldı.

Dilekçede, "Ragıp Zarakolu’nun yazısında Erdoğan’ın hedef alındığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı alenen suç işlendiği" iddia edildi. Suç duyurusunda Ragıp Zarakoğlu’nun köşe yazısıyla "darbe çığırtkanlığı" yaptığı ileri sürüldü. Aynı zamanda basının neyi, nasıl haber yapması gerektiğine dair de iktidar sınırları çizildi.

Siyasi iktidar ve çevresi “darbeyle tehdit ediyorlar” algısını her alanda dayatmaya devam ederken asıl darbe gazetecilere ve çalıştıkları basın kuruluşlarına yapılıyor. Gazeteciler gün aşırı ifade vermeye çağrılıyor ya da gözaltına alınıyor. Yetmezmiş gibi binlerce trol hesap ile cinsiyetçi, tehditkar bir üslupla adeta linç kampanyası yürütülüyor.

Zarakolu’nun yazısının yayınlandığı zaman diliminden itibaren kısa sürede sosyal medyadan hedef göstererek saldırıya geçenler suç duyurusu ile başı sonu hazır bir kampanya örgütlemiştir.

Şu an yurt dışında yaşamak zorunda bırakılan Ragıp Zarakolu yine siyasi iktidarın baskısı nedeniyle 2011 yılında Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği ve yazarlığı nedeniyle tutuklanmıştı. Tahliyesinin ardından tekrar tutuklanacağını öngördüğü için şu an gazeteciliğe sürgün olarak devam ediyor.

12 Mart Darbesi’nde tutuklanan, 12 Eylül’ü yaşayan, 28 Şubat’ta yargılanan, Hrant Dink ile birlikte hedef gösterilen, İnsan Hakları Derneği’nde çalışmalar yürüten Zarakolu bir kez daha hedef gösterildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü, Uluslararası Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Ödülü, , PEN Jeri Laber Uluslararası Yayınlama Özgürlüğü Ödülü gibi mesleğini icraa edişi ödüllendirilen bir gazeteciye ifade özgürlüğü sınırları çiziliyor. Biz de iktidarın yetkisinin hukukun üstünlüğü gereğince sınırlı olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

Zorlu şartlarda, halkın haber alma hakkı için mesleklerini yapan, ifade özgürlüğünü yaptırımlara rağmen kullanmaktan çekinmeyen Rapıp Zarakolu, Artı Gerçek ve Evrensel gazetesinden bir an önce elinizi çekin. Darbe iddiası tam da bunu bir siyasi kampanya haline getirenlerin eseridir. Siyasi emellerinizi basına darbe yaparak değil esas rakiplerinizle hesaplaşarak yapın. Darbe ve idam paranoyası içerisinde tek bir itham geçmeyen yazılara atfedilerek somutlaştırılamaz.

Asıl darbe, infaz düzenlemesinde gazetecilere ve siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılması ile başladı. Asıl darbe, koronavirüs salgınında zorunlu olmayan üretimin durdurulmayarak milyonlarca emekçiyi salgınla baş başa bırakarak yapıldı. Asıl darbe basın emekçilerini mesleklerini yapamaz hale getirerek, halkın haber alma hakkına yapıldı.

 

Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü günü. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü dayanılmaz biçimde daraltılmış durumda. Halen 100’ün üzerinde gazeteci, yaptığı haberler, sosyal medya paylaşımları ya da uydurulan gerekçelerle hapishanelerde. Üstelik her ay yenileri ekleniyor aralarına.

Gazeteciler hakkında açılmış davaların çetelesi bile tutulamıyor. Gazeteciler adliyelere haber yapmak için değil, ifade vermek için gidiyor.

Salgın günlerinde hapishaneleri boşaltmak için özel bir düzenleme yapıldı. Aftan gazeteci ve diğer düşünce suçlularının yararlanmaması sağlandı. Hatta Libya’da ölen bir MİT görevlisinin cenaze törenini haber yaptığı, bu konuda tweet attığı için tutuklanan 6 gazetecinin serbest bırakılmaması için tasarıya özel madde konuldu.

Salgının hapishanelere ulaştığını ve ölüm vakaları yaşandığını bizzat Adalet Bakanı açıkladı. Buna rağmen onlarca meslektaşımız, (ki tamamına yakını hükümlü değil tutuklu, yani haklarında hiçbir karar verilmemiş, yargılamaları sürüyor) ısrarla hapishanelerde tutuluyor.

Salgın nedeniyle haber yapan çok sayıda gazetecinin ifadesi alındı. Sadece haber yapan değil, sosyal medyadan espri yapanların evleri bile Terörle Mücadele polisleri tarafından basıldı. Bodrum’da yaşayan gazeteci Hakan Aygün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın IBAN numarası vererek halktan para yardımı istemesi hakkında Twitter üzerinden espri yapması üzerine tutuklandı.

İş artık bir Saray bürokratının imar yasasını ihlal etmesiyle ilgili haber yapan gazetecilerin yargılanmasına kadar vardı.

Salgın günlerinde gazeteciler büyük bir özveriyle topluma haber ulaştırma görevini yerine getirmeye çalışıyor. Ancak medya patronları çalışanların virüsten korunması için gerekli önlemleri almaktan kaçınıyor. Hatta gazetecileri işten çıkarabiliyor.

AKP iktidara geldiği ilk günden bu yana ilk büyük operasyonlarını medyaya yaptı. Gazetelerin, televizyon kanallarının kendisine yakın işadamları tarafından alınmasını sağladı. Şu anda ülkedeki medya organlarının yüzde 98’e yakını doğrudan iktidarın kontrolünde veya ona biat etmiş durumda. Bu operasyonlar, ardından ilan edilen OHAL sırasında ve sonrasında birçok yayın organının kapatılması nedeniyle binlerce gazeteci işsiz.

İktidara biat etmeyen ve sayıları bir elin parmağına ulaşmayan televizyon kanalları RTÜK aracılığıyla yayın durdurma ve para cezalarıyla, gazeteler ise Basın İlan Kurumu aracılığıyla boğulmaya çalışılıyor. İnternet sitelerine anayasaya aykırı bir düzenlemeyle erişim engelleniyor.

Tüm bu karamsar tabloya rağmen gerçek gazeteciler haber yapmaya, gerçekleri aktarmaya devam ediyor. İşsiz kalma, yargılanma hatta tutuklanma tehditlerine rağmen işlerini yapan gazetecilerin varlığı umudumuzu artırıyor.

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tüm halkı kendi haber alma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Diğer Makaleler...

DİSK Basın-İş'ten tweetler

DİSK Basın-İş K24 kameramanı Dilşad Kerim ve muhabir Soran Kameran canlı yayın sırasında İran tarafından Pirde’de düzenlenen bomb… https://t.co/x7EMJqLj4A
About 13 hours ago
DİSK Basın-İş Demokratik Modernite Dergisi çalışanı Ramazan Dişarı hakkında çıkan haberler ve kurum tanıtım kartının 'sahte' bası… https://t.co/TbIAK2vLjS
Pazartesi, 26 September 2022 15:03
DİSK Basın-İş Soruşturma davaya dönüştü. Üyemiz Gökay Başcan'ın yanındayız. Soruşturmalarla, davalarla gazeteciliğe ket vuramayac… https://t.co/MEzBKB20hC
Pazar, 25 September 2022 18:03